Esen Yel

BİR KAMERA ARKASI ÖYKÜSÜ

(ilk yayını)

 

12 Eylülün Ortaçağ/daş günleri…

 

Bundan sonra gelen paragraftaki görüntüleri jenerik öncesi görüntüleri olarak algılamanızda hiçbir yasal sakınca bulunmamaktadır. Öyküdeki kişiler ve mekanlar hayal ürünü olmayıp… Tümüyle gerçektir…

 

Kitaplar dergiler masaların üzerlerindeki çalışma kağıtları kamyon kamyon SEKA'ya 'infaza' yollanıyor. İnfazdan kurtulanlar sobalarda yakılıyor. Toprak bulma lüksüne sahip şanslılar bu aydınlık belgeleri törensiz ayinsiz toprağa veriyorlar… Ve bu kağıtlarla az / çok ilgilenmiş olanlar da 'kapalı mekanlara' özel tatil yapmaya… Gidiş, resmi araçlarla oluyor… Yolculara resmi görevliler rehberlik ediyor… Türk Osmanlı sentezi bir turizm uygulaması.. Her şey içinde uygulamasıyla çok ucuz, 'kelle fiyatına…'

 

Ukalalık etmeme izin verirseniz bu arada uygun bir sinema terimi eklemek istiyorum…

 

Dissolve…

 

1980 Nisanında Sahneye konan Bir Dünya Masalı oyunu İstanbul Akademik Sanat Topluluğu'nca oynanıyor. Adı haine çıkmış bir yazarın oyunu. Yer Üsküdar Sunar Tiyatrosu… Yöneten Yüksel Özkök.. Müzikler Nadir Göktürk… Genç oyuncular gümbür gümbür ses getiriyorlar. Oyun tutuyor. Topluluk sonbaharda sezona bu oyunla girecek…

 

Ve bir 'dissolve' daha…

 

 12 Eylülün Ortaçağ/daş günleri…

 

Ve sonbaharda tüm ülke bir ölü sezona giriyor. Sis pus çamur çirkef karanlık…

 

Anımsar mısınız, ilkokul yıllarında çocuklara okutulan bir şiir vardır. Cumhuriyetin kuruluş yıllarıyla ilgili… Behçet Kemal Çağlar'ın ya da Faruk Nafiz Çamlıbel'in olmalı… Pek de emin değilim…

 

"Kılıçlar girdi kına kalemler çıktı kından

Müjdeler bekliyorduk bu ikinci akından.."

 

Ve bu dizeler güncellenır sisli puslu çamurlu çirkefli karanlık günlerin başında…  Şöyle bir güzelliğe bürünür… Estetik oldu da diyebilirsiniz.

 

"Kalemler girdi kına kılıçlar çıktı kından

Ölümler bekliyorduk bu gerici akından.."

 

Ve de aynen böyle olur abartısız…

 

Esen Yel'in Bir Dünya Masalı oyunu sonbaharda bir daha perdeyi aralayıp yüzünü izleyicilerine gösteremediyse de…

 

*

 

1981'in ilkbaharı hoş gelir sefa gelir… Agop'a, öğrencilerimden biri, Fransa'daki bir akrabası bir kamera hediye eder  Kamera 8 mm…   Agop sevinçten uçtu uçacak… Doğru benim yanıma gelir güzel hediyesini göstermeye. Onun için dünya bir yana kamera bir yana… Benim önerimle Agop'un kamerası bir o kadar daha önem kazanır… Agop'un kamerasıyla yatağa girmesine… Sokaklarda dolaşmasına… İçinde film olmadan sık sık deklanşöre basmasına yetecek kadar zaman tanınır…

 

O arada birileri de boş durmamaktadır. Orhan Kemal'in Önce Ekmek öyküsü, kitabın içinde sola sola dönmeye başlar. Ve bir sabah sol yanından 'snopsis' olarak kalkar. Moda Caddesi ortamına gözlerini açar… Gözlerini alıştıra alıştıra bakar çevresine… Ve çevresindeki insanlardan hoşlanır… Onlara gülücükler dağıtmaya başlar. Derken... Bir başka sabah, yine sol yanından 'eşel' olarak kalkar. Artık ortama da yabancı değildir. Ve kendini sevenlerden gizlemeden dönüşür dönüşür dönüşür… treatment olur… Senaryo olur…

 

Agop da kanıksamıştır büyülü oyuncağını… Ama öğretmeni onu rahat bırakır mı… Kendisine verdiği dört dakikalık bir renkli deneme filmiyle yelkenlerindeki azalan rüzgarı takviye eder.. Ve Agop basar da basar deklanşöre… O dört dakikaya neleri / kimleri sığdırmaz ki… Yakınlarının görüntülerini ölümsüzleştirir… Moda sokaklarını.. Belki de Nazım'ın dostlarıyla çaylarını yudumladıkları çay bahçelerini ölümsüzleştirir… Filmin çekiminde kamerayı kullanacak olan öğretmenine yetecek bilgiyi bu arada öğrenir…

 

Zaman, bir dünya güzeli edasıyla salına salına geçmektedir. Doğal güzelliğini en azından daha sonra konuğu olacağı yakın mekanlardaki insanlara hissettirmektedir… Her şey, bu kötü günlere inat, yeni oluşan dünyalar tatlısı ürünün lehine çalışmaktadır… Senaryo öğrencilerin ellerinden düşmemektedir. Film çekimi yapılacağı haberi Moda'dan Bulgurlu'ya, Küçük Çamlıca, Büyük Çamlıca çay bahçelerine kadar yayılmıştır. Gazino sahnesi için Üsküdar - Salacak Restaurantları kapılarını açmıştır. Kadıköy'ün salaş meyhaneleri 'hemşehri' yakınlığıyla bakmaktadırlar filme, film ekibine. Süreç içinde öğrencilerin pek çoğu rollerini seçmiştir bile… Tüm roller dublörlü olacaktır… Çekim mekanları… Gazino, çay bahçeleri, dar sokaklar, işçi kızların çalıştığı yerler, belediye otobüsü… iç dış çekimleri için istekli sivil figüranlar hazırdır… Ayten'in doktorluk düşü sahnesi için hastane koridoru…  

 

Ve 'günlerden gecelerden sonra' teknik senaryo tam güzelliğiyle çıkagelir… Senaryo sahnelere bölünmüştür. Hangi sahne kaç dakika / saniye.. konuşmalar… Mizansen… Mekan… Dekorlar… Işık… Efektlerle müziğe de gereksinim duyulmaktadır bu aşamada…

 

Filmin afişinde adı "Senaryo – Yönetim" yazısının altında görünecek olan bu anarşist insan… Çağdaş serseri de diyebilirsiniz… Pazarlardan bir pazar bir plakçı dükkanının sorumlusu olan arkadaşını adı geçen dükkana hapseder… Film müziği olmaya uygun müzikler listelenir. Belki elli belki yüz plak teker teker elden geçirilir… Ve artık ağırdan ağırdan yönetmen sözünü benimsemeye başlayan 'Serseri" bunca plağın içinden iki plak beğenir… Bunlar o güne kadar hiç dinlemediği ya da dinleyip de ayrımlamadığı iki müzik kaydıdır… O gün orada dinlemiş ve bir duyuşta aşık olmuştur… Biri  Aranjuaz'dır. Rodrigo'nun Gitar Konçertosu… Öteki, kendisinden başka herkesin tanıdığı Zamphir'in Pan flütle ölümsüzleştirdiği ezgilerdir… Bu tanışma ölümsüz bir tanışma olacaktır… Filmde kullanılacak bu müzikler iyi günde kötü günde hep dinlenecektir…  

 

Çekimler sorunsuz sürmektedir… Set ekibi… Makyaj ekibi… Giysi tasarımı ekibi… Sahne tasarımı ekibi… Reji asistanları… Ulaşım…

 

Amatör bir film ekibi için gerçekleştirilmesi çok güç bir sahnenin çekimindedir sıra. Öyküye senaryo aşamasında eklenmiş bir bölüm. Başrol oyuncusunun düşsel sahnelerinden biri… Gazino sahnesi… Ayten bir büyük gazinoda assolist olduğunu düşlemektedir… Görkemli bir sahne… Gerçek servis elemanları ve gerçek müşteriler… Ve gerçek bir Türk sanat müziği parçası… Ve oyuncunun kendi sesiyle… Enstrümanlar banttan…

 

Serseri Yönetmenin bir oyun gibi başladığı 'öylesine film' tümden 'ciddi' bir kişilik kazanmak üzeredir…

 

Gazino sahnesi için… Mucize bir çözüm bulunmuştur bile… Sahnenin çekimine çözüm arandığı günlerde… Bir Pazar günü okulun arakarne veli toplantısı vardır… Özel okul… Velilerin kültür düzeyleri belli bir çizginin üzerinde… Toplantı günü veliler, öğrenciler, yönetim, öğretmenler, çalışanlar… güzel bir öğle yemeğinde birlikte olacaklardır… Ödemeleri katılanlar kendi olanaklarıyla yapacaklardır… Bu öneri bir hafta öncesinden biraz da güzelliği abartılarak ilgilenen / ilgilenmeyen kişilere duyurulmuştur… Çoğu ilk kez canlı bir film çekimi göreceklerdir… O zaman da çok gülmüştüm, şimdi de keyifle gülüyorum ve de sizlerle paylaşıyorum…  

 

Ve düşsel bir öğle yemeği… Dekoru görsel yetenekli  öğrenciler hazırlıyor… İnanılmaz güzellikte bir gazino sahnesi… Onların da adını anmış olayım… Huzur Restaurant'ın o yüzüne bakılmaz sahnesi bir Caddebostan Maksim Sahnesi olup çıkmıştır… Canlı çekim yapılmıştır… Ve teknik zorunluluk nedeniyle gazino sahnesi sesli çekilmiştir… Ve o günlerde Türk sineması henüz sesli çekim aşamasında değildir… Eh.. Zorunluluktan da olsa sesli çekimi biz başlatmış olduk… Söz aramızda, böyle bir çekim tekniğinin olduğunu o zaman biz de bilmiyorduk…

 

Ve dillere destan bir gazino sahnesini çektik. Yeşilçam filmlerinin kulakları eşek kulağı kadar uzasın…

 

Ve bir içten itiraf daha…

 

Orhan Kemal'in Önce Ekmek öyküsünden uyarlanan Umutlar da Solar adlı amatörce yapımın çekimine başlayıncaya dek eline hiç kamera almamış olan bir… bir ne… Sahtekar… Yok yok… Cahil cesareti sahibi serseri yönetmen… Kamerayı eline alır ve başlar çekimlere… Teknik bilgileri, afişte Görüntü Yönetmeni olarak adı geçen Agop'tan anında alma şansına sahipti… Kulakların çınlasın Sevgili Agop…

 

Ve filmin banyosu yurt dışında, filmi üreten firma tarafından yapıldı… Seslendirmeler film ekibinin kendi ilkel olanaklarıyla gerçekleştirildi…

 

Filmde dört yüz dolayında insan rol aldı… 35 dakikalık renkli, sesli, amatörlerin ürettiği bir film..

 

Okulun en çok yüz kişi alabilen güzel amfisinde gösterime girdi… Okul Kadıköy'ün merkezinde… İzleyici sayısı… Filmde rol alanların yakınlarıyla birlikte filmi izlemeye geldiklerini varsaymak bir fikir verir sanırım… Ve okulun mevcudu beş yüz… Ve Moda sakinlerinden gelenler… Meraklılar… Biletsiz izlenebildiği için gelenler… İkinci kez izlemek isteyenler…  

 

Ve en içten sevgilerimi yolluyorum filmi gerçekleştiren sevgili öğrencilerime… 1981'in ortaçağ/daş günlerini büyülü güzelliklere dönüştüren sevgili öğrencilerime…

 

Sevgiyle kalın…

 

 04.12.07