Esen Yel

AŞK MEKTUPLARI (ilk yayını)

"…Gönderdiğiniz sevgiler beni hep aynı adreste bulacak. Hatta ben, çabuk ulaşsın diye yoluna çıkacağım."

 

Bir on yıl kadar oluyor, çok çarpıcı bir oyun izlemiştim Haldun Taner Sahnesinde… Albert Ramsdell Gurney'in yazdığı iki kişilik bir oyundu. Nedret Güvenç'le Toron Karacaoğlu oynuyorlardı. Oturduğum yer sanki özel olarak benim için seçilmişti. İki oyuncuyla karşı karşıyaydım. Çok yakın olduğumuz için onları aydınlatan sahne ışığı beni de aydınlatıyordu. Nasıl dikkatli bakıyorduysam… Daha oyunun başlarında ikisi de ayrımladı beni… Oyun bitinceye dek aralıklarla sürdü olağandışı iletişim… Hala tüm canlılığıyla anımsıyorum o sevgi taşan bakışlarını…

 

Son mektuplarımızı yazdığımızda… üzerinden otuz dört yıl geçmiş… O zamanlar mektupları posta güvercinleri değilse bile yakıtla çalışan araçlar taşıyordu. Telgrafın başında henüz Mors vardı.. Bana yeniden ulaştığında… artık mektuplar bir başka türlü iletiliyordu. Ve en güzel yanı… Epostalarında… sanki arada hiç zaman kesintisi olmamış gibiydi satırların… Çok güzeldi, canlıydı sıcaktı… Sevgin yıldız yıldız ışıyordu sözcüklerin içeriğinde…

 

"Yanıtınız çok mutlu etti beni, heyecanlandırdı; duygulandırdı. Aslında yüreğim beni anımsayacağınızı bilyordu."

 

Toron Karacaoğlu ve Nedret güvenç yan yana oturuyorlardı sahnede. Mektuplarını kendileri seslendiriyorlardı. Biri Andy'ydi öteki Melissa… Mektubu okuyanı aydınlatıyordu ışık. Ayrı ayrı mekanlardalardı oyun gereği…

 

Elbette anımsıyordum. Ateş yıllarıydı ülkenin. Çağdışı yönetimin, düşünen insanları birbirlerinden uzaklaştırmak için ateş toplarını üzerlerine  fırlattığı yıllardı. Ateş toplarını hep sola sola fırlattığı yıllardı. Ben parmaklıkların arkasındayken bile bana ulaşmıştın. O ateş günlerinde tutsaklığımı paylaşmıştın…

 

"Kendimizi yaşlı hissetmeyeceğimiz güzel günlere..." diye bitirmişsin mektuplarından birini…

 

"Kendimizi yaşlı hissetmeye hiç zamanımız olmayacak…  Güzellikler üretmek için bile zamanımız sınırlıyken…" sözleri de benim mektuplarımdan birinde.

 

Pek önemsemesek de zaman ilgilendiriyor gizliden gizliye… Açıktan açığa kabullenmek istemiyorsak da zamana karşı yenik düşmeyi… Satır aralarında kendimizi ele veriyoruz…

 

"Dün akşam mektubunun geldiği dakikalarda bir tv kanalında Vivaldi Rus Oda Orkestrası'nın konserini izliyordum. Mektubunu okudum hemen ama yanıtını sonraya bıraktım bağışla… Aspendos'ta verilmiş bir canlı yayın konserini yeniden yayımlıyorlardı. Girişi Vivaldi'nin Mevsimler'iyle yaptılar…"

 

…diye yazarken zamana ilişkin duygular kımıldadı sanki içimde… Vivaldi… Mevsimler…

 

Sahne ışığı bir Andy'yi bir Melissa'yı aydınlatıyordu. Kırk yıl içinde birbirlerine yazdıkları mektuplarda yaşam kesitleri vardı. Acıları vardı. Mutlulukları vardı. Ama sevgileri hep vardı ve de hiç eksilmemecesine vardı… Mektuplarında Vivaldi'nin Mevsimler'i vardı. Nedret Güvenç'in de Toron Karacaoğlu'nun da iç dünyalarında Vivaldi'nin Mevsimler'i gümbür gümbür çalmaktaydı Melissa ve Andy olurlarken…

 

Mevsimler'in etkisinde kalmamak olamıyor demek ki… İlkbaharı çalıyordu otuz dört yıl önce senin mevsimin. Ben yaz başlangıcındaydım… Öyle sanıyorum ki bizim için çalan müzikte sonbahar ve kış mevsimlerinin de bulunduğunu hiç düşünmüyorduk… Yeniden buluştuğumuzda yaşam sahnemizde artık Mevsimler'in bu bölümlerinin de var olduğunun ayrımındaydık. Ama ikimiz de sanki görmezden gelir gibiydik…

 

Bir tiyatro yazısında Melissa'yla Andy'nin yaşamları / mevsimleri şöyle anlatılıyor…

 

"Andy ile Melissa hep çok iyi dost olmuştur. Aslında birbirlerine aşık olduklarını bir türlü fark edememiş; ettiyseler de ilk adımı hep birbirinden beklemiş ama adını koymadan kırk yıl boyunca sevgiyle mektuplaşmışlardır…"

 

Senden gelen yeni mektup doksan sekizinci mektubumuzdu… Doksan dokuzuncuyu doğal olarak ben yazacağım. Yüzüncü mektubu yazmak sana düşecek gibi görünüyor…

 

Bir mektubumda "Sevgini idareli kullanmışsın," diye yazmışım sana. Sen de karşılık olarak şunları yazmışsın…

 

"…İdareli kullandığımı söylediğiniz sevgimin büyükçe bir bölümünü size gönderiyorum…"

 

Her ne kadar burada da idareli kullanım seziliyorsa da…  Gülümsüyorum… Yolladığına teşekkür etmeliyim… O sevginin en minik parçasının bile çok değerli olduğunu biliyorum…

 

Yeni yılın eşiğinde şöyle yazmışım sana… Bir 'misilleme' gibi…

 

"2007'de …'in önemli bir yeri oldu yaşamımda...  Yeni yıla yığın yığın sevgilerle girsin diyorum... Ve şu anda bendekilerin tümünü koyuyorum o yığının üzerine... Ben yenilerini üretmeye devam edeceğim..."

 

Peki bu nedir? Ben Esen Yel miyim, Andy'yi mi oynuyorum? Yazarken belki içten bir sevgi iletimi gibiydi… Sonradan bakınca daha yoğun bir duygu birikiminin iletilmesi gibi okunuyor… Sen neler duyumsamıştın sevginin büyükçe bölümünü bana yollarken? Hiç sansür koymadan bunu anlatır misin… Melissa'yı oynamadan ama…

 

Aşk Mektupları oyunu sürüyordu… Kim bilir kaçıncı oyunlarıydı… Ama her oynadıklarında yeniden yeniden Melissa ve Andy oluyorlardı kesinlikle… Her oyunda o güzel duyguları yaşıyorlardı. Bana yansıttıkları böylesine etkileyici oluyorsa… Bu arada, onları izlerken, ben oyunu yeniden sahneye koyuyordum… Kimi mektuplar sunulurken görsel yaşam kesitleri yansıtılıyordu perdeye… Ben oyunu sahneye koyduğumda bu görüntüler canlı olacaktı… Andy'yi ve Melissa'yı gençlikleriyle yüz yüze getirecektim… Onları gençlikleriyle konuşturacaktım…

 

2008'de Vivaldi'nin Mevsimler'i son iki bölümüyle bize seslenmeyi sürdürecek… Ve bu günlerde sen mektuplarımızın yüzüncüsünü yazacaksın… Bendeki mektupları dosyaladığım klasörün üzerinde ne yazdığını merak ediyor musun? Sen gördüğünde "2007 Mektuplar" yazıyordu.

 

Yeni adı?

 

 "Adsız Mektuplar…"  

 

Ve yüzüncü mektup yazıldı yazılacak…

 

"Esen Yel’e yazmak… Evet. Bu her zaman olduğu gibi en güzeli."

 

O kadar içedokunur anlatmışsın ki… Yüreğinin inceliğini bilmesem abartı gibi algılayacağım… Biliyorsam… Biliyorsam kirpiklerimin azıcık ıslanmasına izin vermeliyim…   

 

"Belki o, dün geceyle gelen 'düşsel' konuklarından / 'konuğundan' söz eder bana. Ürettiği sevgilerden… Ben de, beni nasıl değiştirdiğini düşünürüm. Anlatmayı öğrenince de yazarım."

 

Öylesine aydınlık anlatmışsın ki… Bundan daha iyi nasıl anlatılır ki… Bundan daha güzel nasıl yazılır ki…

 

Düşsel konuğum gelmedi yeni yıla girdiğimiz dakikalarda… Belki geldi de bana görünmeden bir 'iyi yıllar öpücüğü' kondurup gitti yanağıma…  kim bilir…

 

Sevgi üretmek…

 

Söz, bundan sonra da ürettiğim tüm sevgileri sana yollayacağım…  Umarım 'adreste bulunamadı' yazısıyla geri dönmezler….

 

***

 

Aşk Mektupları geçen yıl yeniden oynadı bir özel tiyatroda. Yine benim 'güzellerim' oynadılar…  Aşk mektupları dünyanın bir yerlerinde oynanmayı hep sürdürecek… Sevgileri incitmeyen Melissalar / Andyler olduğu sürece….

 

Ve diyorum ki…

 

Bugüne kadar yaşamınıza aşk mektupları girmediyse… Ya hemen bugün bir aşk mektubu yazmanın / almanın yolunu bulun… Ya da…

 

Güzel yıllara… Yaşamınız aşk mektuplarının gönül telinizi titreten sözcükleriyle tatlansın…