Bir başkadır benim memleketim
Abidin Dino 1913 İstanbul. Ailenin en küçüğüydü. Üç ağabeyi bir de ablası vardı. Ağabeylerinden Arif ve Ali karikatür ve resimle uğraşmaktaydı. Küçük yaşta, kendisinin de anlattığı gibi ağabeyi Arif Dino’nun kütüphanesinde karikatür ile ilgili kataloglara bakarak çizim sevdası başladı. Kataloglardan bir tanesi onu çok etkilemişti. Bu katalog Daumier’in kataloguydu. Hayatını adayacağı ve hasta yatağında bile yapacağı etkileyici çizimler bu andan sonra başlamıştı. Küçüklüğünün büyük bir bölümü İsviçre ve Fransa’da geçmişti. İstanbul’a geri döndüklerinde Robert Koleji'ne girdi. Daha sonra çizim sevdası nedeniyle öğrenimini yarıda bıraktı. Dino yalnızca çizim yapmak istiyordu. Çizim yapmaktan başka hiçbir şey O’nu ilgilendirmiyordu. Daha gençlik yıllarında yaşına uymayan dev çizimler yapıyordu.
1931 yılında 18 yaşındayken Artist Dergisi’nde çizimleri yayınlanmaya başlamıştı. Yine aynı yıl Nazım Hikmet’in “Sesini Kaybeden Şehir” adlı şiir kitabını resimlemişti. Daha sonra Nazım Hikmet’le dostluları yıllar geçtikçe sağlamlaşmış ve birçok kitabını resimlemiştir.
Yirmi yaşında beş arkadaşıyla D Grubunu kurdu. Bu yaşta Türkiye’deki sanat anlayışında bir devrim gerçekleştirmişti. Bu grubun düşüncesi, birebir taklitçiliğe karşı ve insanın duygularının ön planda olabilmesiydi. Başta, D Grubu ile o dönem insanları ve hatta sanatçıları dalga geçmiş ve ciddiye almamıştı. Fakat Abidin’i bunlar ilgilendirmiyor, doğru bildiği yolda ilerliyordu.
1934 yılında Atatürk portreleri çizmişti. Bu portreleri Atatürk’e de göstermiş, Atatürk bu çizimleri çok beğenmiş ve beğenisini de bu portreleri imzalayarak göstermişti.
Abidin daha sonra Atatürk’ün de katkısıyla Sergey Yutkeviç’in film stüdyosunda çalışmak üzere Rusya’ya gitti. Rusya’da üç yıl kaldı, film ve tiyatro alanında çalışmalar yaparak tekrar Türkiye’ye döndü. Daha sonra Paris’e geçti. Paris’te beş parasızdı. O dönem Paris’te para kazanmayı düşünürken bir arkadaşı yoluyla Picasso ile tanıştı. Picasso, Abidin’e seramik atölyesinde çalışabileceğini, yapacağı seramikler başına da para vereceğini söyledi. Abidin daha ne isterdi. Picasso’nun atölyesinde çalışacak ve bir de üstüne para alacaktı. Bir yıl burada çalıştı ve Picasso’yla dostluğunu da ilerletti.
Sonra tekrar Türkiye’ye döndü. Döndüğünde Avni Arbaş ve Nuri İyem’ le birlikte Liman Sergisini düzenledi. Bu sergide ilginç bir olay yaşandı. Sergiye konu olan balıkçıların devlet adamlarından önce sergiye alınmaları o dönem devlet adamlarını kızdırmıştı. Abidin daima ayrımcılığa karşı çıkmıştır. Yazılarında ırkçılığa ve faşizme karşı çıktığı için 1941’de, önce Mecitözü’ne daha sonra da Adana’ya sürüldü. Adana’da yazmış olduğu “Kel” adlı piyesi yasaklandı. Ne yazık ki tek suçu yalnızca insanlığı düşünmesiydi.
1943 yılında Abidin, Güzin Dino ile hayatını birleştirdi ve Ankara’ya yerleşti. Fakat Ankara’da da Abidin’i bir türlü rahat bırakmadılar. Sırf düşünceleri nedeniyle devlet O’nu takibe almıştı. Abidin çaresiz kaldı ve Güzin Dino’yu Ankara’da bırakarak Roma’ya gitti.
Bu dönemde insan aklının alamayacağı bir olay yaşandı. Devlet Abidin’in imzasının 'çekiç orak' olduğu kararını alarak tutuklamak üzere evinin kapısına dayandı. Abidin yurt dışında olması nedeniyle imzasının bulunduğu seramiklerine el konuldu. Sözde sanatçılardan kurulu bir heyet imzanın gerçekten çekiç orak olduğu kararını aldı. Abidin’i tutuklayamadıklarından dolayı seramiklerini hapse koydular.
Güzin Dino ne kadar mücadele etse de seramikleri hapisten çıkaramadı. Daha sonra seramiklerin çoğu parçalandı. Çok az bir kısmı Güzin’e iade edildi. Güzin ve Abidin böyle tatsız bir olay yaşamalarından dolayı öfkelendiler. Abidin Roma’dan Paris’e geçti, daha sonra Güzin’i de yanına çağırdı.
Böylece o dönem saygıdeğer devlet adamları Türkiye için önemli bir sanatçıyı ülkeden kaçırmayı başarmıştı.
Abidin Paris’te Güzin ile birlikte memleket hasretiyle yaşamını sürdürdü. Kısa zamanda Paris’te değer verilen bir sanatçı olarak tanındı. Devlet Abidin’e bir atölye bile vermişti. Paris’te resim… ve çeşitli çalışmalara imza attı. Picasso, Chagall, Aragon, Tzara gibi hepsi kendi alanında önemli sanat adamlarıyla dostluklar kurdu.
Abidin, Türkiye’de ve yurt dışında sayısız sergiler açtı. 1984 yılında Ankara Galeri Nev Abidin Dino sergisi ile açılışını yaptı. Fransa’da 1967 yılında bir böbreğinin alındığı dönemde hastanede yapmış olduğu çizimlerini takiben, 1986 ve 1993 yıllarında ölüm döşeğinde yapmış olduğu çizimleri, “Acının Resimleri” serisini ortaya çıkarmıştır. Abidin 80 yaşına geldiğinde dünyanın tanıdığı, fakat ülkesinde aynı değeri görememenin verdiği bir hüzünle Paris’te hayata gözlerini yumdu.
İspanyolların Picasso’ya, Hollandalıların Van Gogh’a göstermiş olduğu saygıyı ve değeri Türkiye ne yazık ki geçmişte ve günümüzde Abidin’lere gösterememiştir. Umuyorum ki bir gün Türkiye’de, Abidin Dino gibi kendi topraklarında doğmuş dünya çapında bir sanatçıyı kabul eder ve adının verildiği bir müze ile saygısını ve sevgisini gösterir. Abidin Dino ve Abidin Dino’lar gibi büyük ustalara sahip çıkılır...
alsa 06.04.08
Araştıran ve Yazan: Emre Yılmaz
Kaynakça:
“Gel Zaman Git Zaman”, Güzin Dino, Can Yayınları, 2000.
”A’dan Z’ye Abidin Dino” , Zeynep Avcı, YKY, 2001.
“Abidin Dino El”, Galeri Nev, Norgunk Yayıncılık, 2004.
“Ölüm mü?Ne Buluş!”, Abidin Dino, Sel Yayıncılık, 2005.
“Abidin Dino Bir Dünya”, SSM, 2007.

