RADYO OYUNU

BİR DÜŞ ALIŞVERİŞİ

İngeborg bachmann

 

                             BİR KÜÇÜK EKLEME / Esen Yel / Ocak 2005

 

Ingeborg Bachmann 1926 Avusturya Klagenfurt. Hukuk ve felsefe okudu. Felsefe üzerine yoğunlaştı. Bu yoğunlaşmanın izleri Radyo Oyunlarında sevimli bir anlatım biçimi olarak kendini gösteriyor.

 

Bachmann'ın dünyaya bakışı karamsar değil. Kitaptaki Bir Düş Alışverişi oyununda yaşamın düşsel yanlarındaki mutluluğun yakalanabileceğini, ancak gereksiz nedenlerle yakalanamadığını vurguluyor. Olumsuzluklar içinde bile mutluluk ışıklarını gösteriyor en azından.. Gerçekten çok özgün yapıda bir oyun. Mikrofona konması gerçekten çok çok güç olmalı..

 

Manhattan'ın İyi Tanrısı da 'Varoluşçuluk' felsefesinin, bilgisayar diliyle, değişik sürümü gibi.. Burada da dünya görüşü yine sevimli bir anlatım biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Ağustos Böcekleri oyunu daha farklı yapıda..

 

Bachmann, çok ödüllü bir yazar. Şiir, deneme ve oyun türlerinde ürünler vermiş..

 

Ahmet Cemal kitapla ilgili şunları yazıyor..

 

"I. Bachmann'ın üç radyo oyunu, uzmanların deyişiyle yalnızca bu türün en yetkin örnekleri arasına girmekle kalmamakta.. Ayrıca zamanın temsilcisi olabilme özelliğinin de kanıtlarını sergilemekte."

 

Bir Düş Alışverişi 1952'de yazıldı. Sanırım hemen aynı yıl Avusturya ve Alman radyolarında yayımlandı. Oyunda Doğal olarak yarım yüzyıl öncenin simgeleri kullanılmış.. Biz bu güzel oyunu özüne, özgünlüğüne dokunmadan 2005'e taşıdık.. Okuyanlar zaten bu minik 'dokunmaları' göreceklerdir. Nasıl.. İyi yapmamış mıyız.. (Alkımsanat izleyicilerinin alkış sesleri önce uzaktan.. Sonra giderek yükselir..)

 

 OYUNUN BAŞI : 

Gürültüler.. Bilgisayar klavyesinin takırtısı.. Eşzamanlı olarak, uzaktaki bir kilise kulesinin saatinden gelen iki çan sesi..

 

 

Mandl               İnanılır gibi değil, saat beş buçuk olmuş bile.. Sanırım bugünlük artık yeter.

 

Anna                            (Gülerek) Benim bir itirazım yok, son günlerde epey mesai yaptık. Zaten siz aşırı yorulmadınız mı? Çok solgun görünüyorsunuz Bay Mandl!

 

Mandl               Solgun mu? Hayır, ışıktandır. Hava artık çok erken kararıyor. Buradaki ışık da kötü. Değiştirmeliyiz. Sanırım neon ışığı gözleri bozuyor.

 

Anna                Evet, ben de bunu geçenlerde Haftanın Haberleri dergisinde okumuştum. Sanırım, Haftanın Haberleri’ydi. Bu ışıkta koyu renk gözlük takmak gerekiyormuş.

 

Mandl               Yok canım, büroda siyah ya da yeşil camlı gözlüklerle çalışmayı düşünmüyorsunuz herhalde! Böylesi çok dikkat çekici olurdu.. Neyse, son cümleyi de yazdınız mı  “ve sekiz gün sonra telefonla soracağız. En derin saygılarımızla..”

 

Anna                “Ve sekiz gün sonra telefonla soracağız..” En derin saygılarımızla..” Mektubu şefe imzaya da götüreyim mi? Mavi paltolu bey herhalde artık gitmiştir.

 

Mandl               Hangi bey, hangi mavi palto?

 

Anna                Hani randevusuz gelen, ama yine de içeri alınan bey. Paltosu dikkatinizi çekmedi mi? Rengi çok açık maviydi, böyle bir mavi daha önce görmedim. Aslında bir beyefendi böyle giyinmemeli, bilmem siz ne dersiniz?

 

Mandl               Ben paltoyu görmedim. Ama açık mavi bence de.. Evet, bence de epey, neyse..

 

Anna                 Kopyaları yazıcıdan çıkarıyorum, şimdi parafe etmek ister misiniz?

 

Mandl               Hayır, şimdi yapmam şart değil ya da verin.

 

                       

Yazıcının sesi.. Kağıt hışırtıları..

 

 

Anna                Daktilolarla yazarken yanlışları düzeltmek nasıl da zor olurdu.. Şimdi çok kolay. Forum’da oynayan filmi gördünüz mü? Adı bana çok komik geliyor: Yedi Göğün Lastiği. Eskiden yanlışları lastik silgiyle silerdik. Düzeltmek deyince aklıma o geldi. Ama belki de konusu bambaşkadır. Bayan Kleemann söyledi, öyle pek ahım şahım bir film değilmiş. Bayan Kleemann çok sıkılmış. Ama adını gerçekten çok komik buluyorum.

 

Mandl               Bayan Kleemann demek.. Kim bu Bayan Kleemann?

 

Anna                Nasıl.. tanımıyor musunuz? Hani şu idari işlerde çalışan sarışın!

 

Mandl               Hayır idari işlerde tanıdığım bir sarışın hanım yok.

 

Anna                Hani hep telefon edip hesaplara ilişkin bir şeyler soran sarışın. Üç haftadır ikinci ticari müdürün yerine bakıyor.

 

Mandl               Ha o mu? Ama ben sarışın birini tanımıyorum..

 

Anna                Yalnızca telefonda konuşursanız elbette tanımazsınız!

 

Mandl               Bayan Anna, şöyle hemencecik.. yani.. demek istiyorum ki.. burayı şöyle bir düzeltseniz ve anahtarları alıp siz kapatsanız.. ben hemen çıkmak istiyorum, dükkanlar kapanmadan.. yarın karımın yaş günü, daha çiçek almam gerek.. belki çiçeklerin yanı sıra başka bir şey de..

 

Anna                O zaman bir an önce çıkmaya bakın. Burada birkaç dakika daha kalmanın bence hiçbir önemi yok, gerçekten yok.

 

Mandl               Size çok teşekkür ederim.. ve şef beni isterse eğer, ona deyin ki.. hayır, hayır hiçbir şey demeyin. Sabahları hep zamanında geldiğime göre, neden bir defasında da zamanında çıkmayayım. Önce paltomu giyeyim.. Evet, yine bir düğmem gevşemiş. Sizin mantonuzun düğmeleri de hep böyle gevşek midir? Ben düğmelerimi kendim dikerim. Bence aslında bütün erkekler böyle yapmalılar. Her bakımdan kadınlara muhtaç olmamalılar.

 

Anna                ( Hafiften güler.. Çok çekingen biçimde..) Düğmeler gelince.. İsterseniz bir kez de ben denerim. Benim düğmelerim gevşek değildir. Çok tuhafsınız doğrusu.

Böyle yaptınız diye eliniz kolunuz bağlı kalamazsınız. Yani kadınların karşısında, demek istiyorum. Bazen öyle tuhaf şeyler söylüyorsunuz ki..

 

 

Mandl               O halde, görüşmek üzere.. ve dediğim gibi.. Eğer siz kapatırsanız.. dediğim gibi.. (Uzaklaşan ayak sesleri..)

 

Anna                (Arkasından seslenerek..) Güle güle! (Derin derin içini çeker. Kısa bir ara.. Sonra kapı açılır..)

 

Genel Müd.        ( Pis bir sesle..) Duymadınız mı? Sizi iki kez aradım. Telefonu neden açmıyorsunuz?

 

Anna                Ah, bilmiyorum. Telefon çalmadı ki! Belki de yanlış numarayı çevirdiniz. Hayır, telefonun çalmadığından eminim. Buradan bir dakika bile ayrılmadım. Bir adım uzağa bile gitmedim.

 

Genel Müd.        Kimse kalmadı mı? Sayın amiriniz neredeler? Toz oldular değil mi?

 

Anna                Saat altı olmak üzere..

 

Genel Müd.        Demek altı olmak üzere! Evet, evet altı olmak üzere. Demek saatin kaç olduğunu hep dakikası dakikasına biliyorsunuz. Galiba bütün gün saate bakıyorsunuz. Ama size şunu söyleyeyim ki, sürekli saate bakmanız, zamanın daha çabuk geçmesini sağlamaz. Çünkü saat kendini zorla ileriye götürtmez. O çok dakiktir. Sayın amirinizden çok daha dakiktir.

 

Anna                Ben saate bakmadım. Yalnızca Franziskaner Kilisesi'nin çanlarını duydum. Çan çok yüksek sesle çalıyor, bizim penceremiz de biraz aralık.

 

Genel Müd.        Hava buz gibi oldu bile, pencereyi hemen kapatın. Yoksa soğuk alacağım.

 

Anna                Evet, serin bir sonbahar. Ama daha soğuk olmadığı için sevinmeliyiz. Hala mantomuzun paltomuzun önünü iliklemeden dolaşabiliyoruz. Ben de hala altı ince ayakkabılar giyiyorum.. Ama insanın bronşları çok zayıfsa eğer hep dikkat etmesi gerekir. Kimileri yazın bile soğuk alabilir. Geçenlerde soğuk algınlıkları üzerine bir şeyler okumuştum. Hiç de küçümsenecek rahatsızlıklar değil. Sanırım Dünyaya Bakış'ta okudum. Yazdıklarına göre böyle soğuk algınlıkları özellikle odalar arasındaki ısı farklarından kaynaklanıyormuş. Yazın bile böylesine tehlikeli olması tuhaf doğrusu. Şimdi ekim ayındayız ve hala akşamları açık havada oturabiliyoruz. Yine de bazen dikkat etmek gerekir.

 

Genel Müd.        Kapatın artık şu pencereyi!

 

Anna                gelen hava küçücük bir aralıktan giriyor. Aslındabu kadar çok sigara içildiğinde içeri biraz hava girmesi iyi bir şey. Beyler hep çok sigara içiyorlar. Ben sigaraya alışmadığım için memnunum. Bir ara alışmak üzereydim.. ama şimdi çok memnunum.. (Pencereyi kapatırken çıkan sesler.)

 

Genel Müd.        Bari Laurenz burada mı?

 

Anna                Evet, eminim burada olduğundan. Sanırım yıllardır sizden önce çıktığı hiç olmadı. Söylem yerindeyse, o hep buradadır. (Çok çekingen biçimde güler..)   

 

Genel Müd.        Ya, demek hep buradadır! Peki ne yapar 'hep burada?' İnsanların hep burada olduklarını bana kanıtlamalarından hiç hoşlanmam. 'Hep burada' olmak sırnaşıklık demektir. İnsanlar beni bu yolla etkileyemezler. Benim için önemli olan yalnızca başarıdır.. Evet, yalnızca başarı..

 

Anna                Ama Laurenz çok çalışkan ve çok alçakgönüllü bir insandır. Birisi kalkıp da onun hep burada olduğunu ve de çalışkanlığını ayrımlasa.. Bunu belli etse.. Sanırım bunu tuhaf karşılardı. Kimsenin ağzından onun için tek beğeni sözcüğü çıkmaz. Çıksaydı herhalde bu Laurenz'e tuhaf gelirdi. Onunla bugüne kadar on cümle bile konuşmamışımdır. Ama yine de hakkındaki izlenimim böyle.. Hayır, abartıyorum sanırım.. İki yıldır onunla on cümleden fazla konuşmuşumdur. Böyle olduğu halde onunla çok az konuştuğumu düşünmek.. Bu her şeyi açıklıyor.. (Telefon çalar..)

 

Anna                (Almacı kaldırır. Genel Müdür'e..) Özür dilerim. (Telefona..) Alo.. Evet.. Hayır, çıktı. Bay Laurenz, biraz buraya gelebilir misiniz? Evet, size verecek bir işim var. Bu işi üstlenebilirseniz çok memnun kalırım. (Güler..) Kapattı! Buraya gelmek için yola çıktı bile.. (Almacı yerine koyarken çıkan sesler..)    

Genel Müd.        Söyleyin ona, gidebilir. Böyle arsızca fazla mesaiye kalmasındansa gitmesi çok daha iyi.. Bana paltomu getirin. Sonra Laurenz büroyu kapatsın.

 

Anna                Peki efendim, hemen. (Uzaklaşan ayak sesleri.. Sonra kapı açılırken çıkan sesler..)

 

Laurenz            İyi akşamlar! Bayan Anna çıktı mı? (Yaklaşan ayak sesleri..) Herhalde PC'nin bakımı için konuşacaktı benimle. Klavyede de 'E' harfi basmıyordu.

 

Genel Müd.        Hım.. (Yaklaşan ayak sesleri..)

 

Anna                (Kapının açılırken çıkardığı sesler.. Anna girer..) Buyrun, eldivenlerinizi de buldum. Onları pencerenin içine bırakmaktan hoşlandığınızı biliyordum. Bunu çok ilginç buluyorum.

 

Genel Müd.        Ne? İlginç mi? Hım.. İyi geceler. Siz de bir an önce çıkmaya bakın.

 

Anna – Lau.       İyi geceler sayın genel müdür!

 

Anna                Gidebilirsiniz artık Bay Laurenz.. Size söylemek istediğim buydu. Şef, binadan hep en son ayrılmak zorunda olmadığınızı düşünüyor. Biliyorsunuz, bazen çok özneldir. Belki en son çıkmasaydınız da öfkelenirdi. Ama ne yapalım ki, şimdi en son sizin çıkmanıza öfkeleniyor.. Bunu yanlış anlamamalısınız. Zaten bana sorarsanız aslında yapmanız gereken, her şeyi bu kadar ciddiye almamak..

 

Laurenz            Evet, evet anlıyorum.. Hayır aslına bakarsanız anlamıyorum ama.. Yine de çok naziksiniz Bayan Anna.. Bana hep çok iyi.. çok iyi, dostça davranıyorsunuz.

 

Anna                (Kapıya doğru uzaklaşan ayak sesleri.. Sesler kısa aralarla durur.. Sonra sürer..) Lütfen anahtarı kapıcıya bırakmayı unutmayın. İyi geceler. (Kapının kapanış sesi..)

 

Laurenz            (yalnız kalınca kendi kendine konuşur..) Elbette, bugüne kadar unuttuğum hiç olmadı ki.. Şu klavye.. (Klavyenin birkaç harfine vurur.. tıklama sesi..) E harfi hiç basmıyor.. Pencere de kapalı.. ( Kapının kapanırken çıkardığı ses.. Kilitleme sesi.. Uzaktan musluğun çıkardığı ses.. Yavaş sesle şarkı söyler.. Şarkı yankılı verilebilir.. Şarkı giderek yavaşlar..)

 

Pepi                  ( Ses uzaktan..) Paltonuzu getireyim mi Bay Laurenz?

 

Laurenz            Hayır Pepi, teşekkür ederim. Ben dolaptan alırım.. (Dolabın açılıp kapanma sesi..) Sen gidebilirsin..

 

Pepi                  O halde iyi geceler Bay Laurenz..

 

Laurenz            : İyi geceler.. (Kilitlenirken kapıdan çıkan sesler.. Merdivenden inen ayak sesleri..) İyi geceler Bay Waldau..

 

Waldau             : İyi geceler! (Merdivenden inen ayak sesleri sürer..)

 

Laurenz            : (Kapıyı vurur. Sesler..) Anahtarları getirdim Bay Nowak. (Kapıcının penceresi açılırken çıkan sesler.)

 

Nowak              : Ah, siz misiniz Bay Laurenz? Bugün her zamankinden erken çıkıyorsunuz..

 

Laurenz            : Evet, şef izin verdi de..

 

Nowak              : İzin vermesi hoş doğrusu! Mesai zaten bitti.

 

Laurenz            : İyi geceler Bay Nowak.

 

Nowak              : İyi geceler Bay Laurenz. Yarın Bayan Trenzinger'e söyleyin de, burayı burayı da bir temizlesin. Toz nerdeyse parmak kalınlığında oldu.

 

Laurenz            : Merak etmeyin, söylerim Bay Nowak. İyi geceler.. (Dış kapının kapanırken çıkardığı ses.. Caddeden duyulan sesler.. Laurenz az önce söylediği şarkıyı söylemeye başlar.. Caddeden duyulan seslerin içinden şarkı sesi belli belirsiz seçilir.. )

 

Bir hanım          : Soprano bülbül gibiydi.. (Caddeden duyulan sesler düşük tonda sürer..)

 

Öteki hanım       : Söylendiğine göre orkestra şefiyle aralarında..

 

Bir erkek           : Son kez, son bir kez söylüyorum sana.. sen daha beni tanımadın..

 

Bir hanım          : Doğrusu Koreny'den böyle bir şey asla beklemezdim. Asla, asla! Böyle yapmakla bütün dürüst insanların saygısını yitirdiğini biliyordur herhalde..

 

Bir oğlan ç.        : Parkring'de bu saatte açık olan bir dondurmacı biliyorum..

 

Öteki oğlan ç.    : Eğer bana biraz borç verirsen..

 

1. Hanım           : Ölen, hayır, katil.

 

2. Hanım           : Tabi polis yine işi ağırdan aldı.

 

1. Hanım           : Korkunç.. gırtlağı kesilmiş..

 

Laurenz            : Kararmakta dünya..

                          (Bir süre caddedeki sesler yükselir.. Birden araç gürültüleri kesilir.. Kırmızı ışık simgesi olarak.. Düdük sesi..

 

Polis                 : Siz, kırmızı ışıkta karşıya geçemezsiniz! Duydunuz mu? Bakın, herkes nasıl bekliyor! Evet bayım, siz! ( Arada yavaşlayan araç sesleri.. Fren sesleri..)

 

Mandl               : Laurenz, siz miydiniz kırmızı ışıkta geçmek isteyen?

 

Laurenz            : Bu.. Bay Mandl!

 

Mandl               : Size iyice bağırdı galiba! Eve mi dönüyorsunuz yoksa hala sevgili firmamızın işlerini mi kovalamaktasınız?

 

Laurenz            : Hayır, sevgili firmamızın işlerini kovalamıyorum ama eve de dönmüyorum. Evim yedinci bölgede. Bugün erken çıktım, biraz dolaşmak istiyorum.

 

Mandl               : Neyse, demek tek erken çıkan ben değilmişim. Daha alışveriş yapmam gerek. Eşimin yaş günü var da..

 

Bir erkek           : (İkinci planda bir ses..) Bence bu şımarıklıktan başka bir şey değil. Evet.. bu gençlik.. bir uçuruma gidiyor..

 

Mandl               : Bir çeyrektir o vitrin senin, bu vitrin benim, dolaşıp duruyorum. Ne alacağıma hala karar veremedim.

 

Bir erkek           : Bu kulağa bir roman gibi geliyor. Sicilya'da demiştiniz.. değil mi..

 

Bir kadın           : Dikkat etsenize, nereye gittiğinize bakın..

 

Mandl               : Böyle son anda.. Bir kadına ne alınabilir, bilemiyorum. Siz herhalde alışverişlerinizi birkaç hafta öncesinden planlıyorsunuzdur. Beyle her şeyi son anda düşünmemin bir kusur olduğunun ayrımındayım..

 

Bir kadın           : Şu anda kendimi tokatlayabilirim.. ama biliyorsun.. artık günümüzde belleğine güvenebilen kalmadı gibi. Sinirlerim öyle bozuk ki, anlatamam..

 

Bir erkek           : Felaket.. felaket.. Çin Hindi'nden Arjantin'e kadar..

 

Laurenz            : Ben hiç alışveriş yapmam. Yani böyle şeyler asla almam demek istiyorum.      Ben evli değilim..

 

Bir erkek           : Yüz elli bin şilin.. Bunlar hırsızdan farksız..

 

Laurenz            : Sabahları, evime bakan kadın kahvaltımı getirir. Öğlenleri ve akşamları sandviç yiyip çay içerim.. bunun dışında aslında hiçbir gereksinimim yok.

 

Mandl               : Ama sevgili Laurenz, o zaman çok para biriktirebiliyorsunuz demektir. Ya da gizliden baktığınız biri mi var? ( Alaycı..güler..) Çünkü böyle şeyler de oluyormuş.. Bakın, kıpkırmızı kesildiniz.

 

Laurenz            : Hayır kıpkırmızı kesildiğim falan yok.

 

Mandl               : Neyse artık rahat bırakıyorum sizi. Bakın ne diyeceğim.. Biraz benimle gelin ve alışverişlerimde bana yardımcı olun.

 

Laurenz            : Bilmem ki.. Zamanım var aslında.. Ama bir kadına alınacak armağanlar için.. yararlı olabilir miyim, bilemiyorum.. belki de alışverişi yalnız yapmanız..

 

Bir kadın           : Franzi, Franzi, Franzi!

 

Mandl               : Ne dediniz? Siz kaç yaşındasınız kuzum.. İnsan size baktığında tam olarak kestiremiyor. Kimi zaman ürkek bir çocuk gibisiniz.. Ama hemen ardından feleğin çemberinden geçmiş bir adam izlenimi uyandırıyorsunuz.. Ne denir, hayat işte. Hayat dediğiniz böyle.. herkes payına düşeni taşımak zorunda, öyle değil mi? Bu hiç kuşkusuz sizin için de geçerli.. Ve sanırım hayatınız hiç kolay değil..

 

Laurenz            : Evet, ama kışın dağa çıkarım. Bu firmada çalışmaya başlayalı altı yıl oldu. Bilmem bunu biliyor muydunuz? Aylığım ancak şimdi yükseltildi. Fakat elime şimdi daha az para geçiyor.. vergiden dolayı.. ama paranın kalanını kış için biriktiriyorum.

 

Mandl               : Demek bunun için çalışıyorsunuz? Evet, plan yapmak aslında güzel bir şey. Bu da bir tür lüks sayılır.

 

Bir kadın           : Dikkatli baksana, saçları boyama..

 

Mandl               : Ben de bir kez dağa çıkabilmeyi çok isterdim.. Eşim yazın bir kıyı kentine gitmeyi yeğliyor. Gelgelelim sonunda hiçbir yere gidemiyoruz. Hayır, hiçbir plan gerçekleşemiyor.. En azından bizim yaptığımız planlar.. Siz sanırım bu işi çok daha iyi başarıyorsunuz.. Hep sessiz bir insansınız. Sessiz insanlar her zaman her şeyi çok daha iyi başarırlar. Sizinle bu kadar konuşabildiğimize bile ço k şaşırdım.

 

Laurenz : Aslında sohbetten kaçan biri değilim..

 

Mandl               : Şuna ne dersiniz? Bir ipek eşarp. Gelin buraya, gelin! Bakın şu eşarplara! Ne              dersiniz.. uygun olur mu acaba? ..seksen şilin.

 

Laurenz : Evet, bir ipek eşarp belki de iyi olur. Örneğin şu yeşil renklisi.. Ama bu zevke                         bağlı.

 

Mandl               : Çok pahalı. Böylesini gördünüz mü hiç? Akıl almaz fiyatlar, sanırım ipek eşarp uygun değil. Belki de bir çift çorap almalıyım. Evet çorap iyi. Eşimin hep kullanabileceği bir şey.

 

Laurenz            : Evet, çorap belki çok daha uygun.

 

Bir kadın           : Şu elbiseye bak!

 

Bir erkek           : Yürü şimdi! Yoksa haftalık haberleri kaçıracağız.

 

Mandl               : Mendil de olabilir. Mendil pratiktir. Hep kullanılır.

 

Laurenz            : Evet, mendil çok pratiktir.

 

Mandl               : Birkaç mendil ve çiçek alacağım. Bence cömert bir armağan sayılır.

 

Laurenz            : Cö..mert, hiç kuşkusuz. Mendiller ve çiçekler.

 

Mandl               : Ama belki bir şey daha eklemek iyi olur. Tatlı bir şey, örneğin biraz bonbon.

 

Laurenz            : Evet, belki..

 

Mandl               : Benimle gelmek ister misiniz? Önce şu mendilleri almalıyım. Ya da beklemeyi mi yeğlersiniz? İnanın hemen dönerim. Ben her işi çok çabuk yaparım.

 

Laurenz            : O zaman bekleyeyim, daha iyi. Siz dönünceye kadar burada biraz tur atarım. Ya da sizce uygunsa eğer, rıhtıma kadar yürürüm.

 

Mandl               : Ne demek, elbette. ( Mandl'in uzaklaşması müzikle vurgulanabilir.. Caddenin sesleri yeniden ön plana çıkar..)

 

Bileyici              : Yeni buluşumu görmeden geçmeyin bayım. (Fonda caddenin sesleri..) Usturafiks bütün tıraş bıçaklarını biler. Usturafiks kağıt kadar ince duruma getirir. Usturafiks, her tıraşı zevke dönüştürür. Yüzü kesme diye bir şey yoktur. İster yumuşak ister sert olsun, her sakal usturafiksin önünde pes eder.

 

Bir kadın           : Hadi yürü, böyle bir saçmalığa kim para verir ki..

 

Bir erkek           : Şu koşuşturma yok mu, insanı deli eder..

 

Yaşlı kadın         : Balonlar, mavi ve kırmızı balonlar. Yalnızca iki şilin, beyefendi! Acaba beyefendi muhterem nişanlılarına bir balon götürmek istemezler mi? Evdeki çocuklar için bir mavi balon beyefendi..

 

Laurenz            : Hayır, teşekkür ederim, balona ihtiyacım yok.

 

Laternacı           : ( Kısık sesle, laterna müziği eşliğinde..)

                          Bugünle yarın arasındadır

                          Gece ve düşler

                          Üzülmeyin onun için

                          Üzülmeyin onun için

                          Bugünle yarın arasındadır

                          Gece ve düşler..

                          (Uzaklaşır..)

 

Balıkçı               : Bugün her şey daha ucuz! Taze balıklar, ırmak balıkları, bugüne kadar hiç böyle ucuzu olmamıştı.. Alabalıklar, güzel alabalıklar.. Şuradaki güzel balıkçı kıza bakın. İri turna balığını ve tombul sazan balığını sizler için o tuttu. Bugün balıklar her zamankinden ucuz..

 

Laternacı           : ( laterna eşliğinde şarkı.. Yaklaşır..)

                        Beyaz bulutlar örtüyorum üstüne,

                        En uzak yıldızları yakıyorum sana.

                        Her insan ister dinlenmeyi günün birinde,

                        İster çocuk ister kadın ister adam,

                        Kim olursa. (Şarkıyı keser.. Dilenci sözleriyle konuşur..)

                       

                        Gönlünüzden ne koparsa sevgili efendim. Evde beş çocuğum ve hasta bir karım var.

 

Laurenz            : Üzerimde gerçekten para yok. Ama belki de size bir sosisli sandviç..

 

Laternacı           : Olamaz.. Teşekkür ederim.. (Laterna eşliğinde şarkı sesi uzaklaşır..)

 

                        (Mikrofon Laurenz'le birlikte gider.. Sokağın seslerini yansıtır. Sonra araya tuhaf bir müzik girer.. Düş dükkanının simgesi gibi vurgulanmalıdır bu müzik..

                        Müziğin çarpıcı bir yerinde dükkan..)

 

Laurenz            : Özür dilerim..

 

Satıcı                : Buyrun!

 

Laurenz            : Bu dükkanda mı çalışıyorsunuz?

 

Satıcı                : Evet, Buyrun!

 

Laurenz            : vitrininiz iyi aydınlatılmamış. Kapatıyor musunuz?

 

Satıcı                : Hayır, aslında henüz açıyorum. Buyrun, girin. Size nasıl yardımcı olabilirim?

 

Laurenz            : Teşekkür ederim. Geçerken şöyle bir vitrininize bakmıştım. Bir tanıdığımı bekliyorum. Kendisi her an.. Kendisi şu biraz ötedeki modaevinde.. sırf vitrininizdekilerin ne olduğunu iyi göremediğim için yaklaştım. Yani bir tür merak. Bağışlayın beni, ama bu paketlerin, şu saydam kağıda sarılı şeylerin ne olduğunu kestiremiyorum. Işık çok kötü.   

 

Satıcı                : Daha iyi bir ışıkta görmek istediğiniz nedir?

 

Laurenz            : Bilemiyorum.. sizden yeniden özür dilerim.

 

Satıcı                : Belki uygun bir şey bulursunuz. Size mallarımızı seve seve gösterebilirim.

 

Laurenz            : (Daha kararsız bir sesle..) Hayır, gerçekten zahmet etmeyin. Aslında satın almak istediğim bir şey yoktu. Hiçbir şey istemiyorum. Olanaklarım uygun değil.         

 

Satıcı                : ( Hala bir şey satacağından umutlu gibi..) Nasıl isterseniz.. mallarımızı göstermekten zevk duyardım.

 

Laurenz            : Beklediğim beyin nerede kaldığını bilemiyorum.. hala dönmemesi beni şaşırtıyor. Çünkü hemen döneceğine söz vermişti. Oysa on dakikadır buralarda bekliyorum..

 

Satıcı                : Sizi zorlamış olmak istemem.

 

Laurenz            : Hayır hayır, rica ederim. Benim hatamdı. Meraklı davrandım. Nasıl böylesine meraklı davrandığımı anlamıyorum. Beklediğim için oldu. İyi geceler.

 

                        : Güle güle beyefendi. (Burası istenirse çıkarılabilir.)

 

                        : (Ses filtresinden yararlanılabilir..) Neden bu kadar geç kaldı? Hemen döneceğini söylemişti. (Müzik.. Caddenin özel sesleri yükselirken müzik azalır.. Özel sesler azalırken müzik yükselir..)

 

Yaşlı kadın         : : Balonlar, mavi ve kırmızı balonlar. Yalnızca iki şilin, beyefendi! Acaba beyefendi muhterem nişanlılarına bir balon götürmek istemezler mi?

 

LATERNACI       : Bugünle yarın arasındadır

                        Gece ve düşler.

                        Üzülmeyin onun için.

                        Bugünle yarın arasındadır

                        Gece ve düşler.

 

Balıkçı               : .. Şu güzel balıkçı kıza bakın. İri turna balığını ve tombul sazan balığını sizler için o tuttu. Bugün balıklar her zamankinden ucuz..

 

Bir adam           : Bu durumda iki çarpı ikinin dört ettiği söylenemez..

 

Bileyici              : Usturafiksle bütün tıraş bıçakları daha keskin olur. Bu tıraş bıçaklarıyla her şeyi.. gece ile gündüzü.. su ile ateşi, yukarısı ile aşağısını milimi milimine ayırabilirsiniz.. (Lorenz koşarken.. ayak sesleri yüksek verilir.. Koştuğunu dinleyiciye anlatmak yönetmenin sorunu..)

 

Laternacı           : En uzak yıldızları yakıyorum sana,

                        Beyaz bulutları örtüyorum üzerine..

 

                        (Lorenz soluk soluğadır.. Düş dükkanının kapısı açılır.. İçeri girer.. Şaşırtıcı bir müzik.. Durumu anlatmak yönetmenin sorunu..)

 

Lorenz              : Bu nasıl müzik böyle? Radyoyu mu açtınız?

 

Satıcı                : Hayır, benim radyom yok. Ayrıca müzik de duymuyorum..

 

Laurenz            : Dinleyin, dinleyin bakın. Nedir bu?

 

Satıcı                : Havada uçuşan tozlar olabilir. İnleyen kirişler olabilir. Ya da amiyane söyleyişle, kentin gürültüsüyle sarsılan döşemeler olabilir.

 

Laurenz            : Ortalık bulanık görünüyor. Beklide kulaklarımda yankılanan, gerçekten de havada uçuşan tozlardır. Burada işler pek iyi gitmiyor gibi. Neden dükkanın içinin daha temiz ve daha aydınlık olmasına dikkat etmiyorsunuz.. Lambanızın bir abajuru bile yok. Sonra bu sinekler. Sonbahar bitmek üzereyken hala sinek..

 

Satıcı                : Yakınmakta neden acele ediyorsunuz? (Sesinde tonlama yoktur..) Bu durumun nedenini bilmiyorsunuz ki! Buyrun, oturun lütfen!

 

Laurenz            : Neden? Rica ederim, ben yalnızca..

 

Satıcı                : Buyrun, şu sandalyeye oturun. (Biraz önceki tonlamasız anlatımla..) Şimdi tek yapmam gereken, ışığı söndürmek.

 

Laurenz            : Işığı mı? Hayır yapmayın.. Işığı söndürmeyin..

 

Satıcı                : (Tonsuz tonlamasıyla konuşur.. Lorenz ilk müşterisi değildir..) Şimdi sanki derin bir suya girmişsiniz ama gözlerinizi yine de açık tutabiliyorsunuz.. Kırmızı ve gümüş renkler gözlerinizin önünde titreşmekte. Düşlerin mavi bayraklarıysa uykunuzda dalgalanıyor. Genişlik yükseklik ve derinlik silihip gitmiş. Uzam artık kavrayışınızın dışında kalmış. Zamansa hem artık durmuş hem de eskisinden daha hızlı ilerlemekte. Öylesine hızlı ki.. sanki sonuna yaklaşıyor, sanki hedefine vardı varacak.

 

Laurenz            : (Sesinde korku belirtisi yoktur.) Işık, gözlerime çok fazla.. uyanıklığım ve uykum için düşler çok fazla. Aşırı fazla.

 

Satıcı                : ( Sesinin tonsuz tonlaması daha esrarengiz..) Hepsi birden olunca çok fazla. Siz en iyisi düşleri birer birer görün. Sola bakın. Orada, aşağıda küçük bir düş var. Ondan başlayın. En iyisi küçük düşlerle başlayın.. yoksa seçiminizi yapmakta zorlanırsınız. (Yeni bir müzik başlar. Bu müzik, korku motifini belirginleştirmek için sık sık hızlı tempoya çıkar..)

 

                        BİRİNCİ

                        DÜŞ

 

                        (Gürültüler.. Tren sesi.. Kimi kez yakında kimi kez daha uzakta.. Zaman zaman korkutacak kadar yakındadır..)   

 

Laurenz            : Bay Mandl" Dostum! Bay Mandl! Dostum! Mandl! Çabuk, daha çabuk. Acele edin..

 

Mandl               : Yapamam, artık yapamam.

 

Laurenz            : Geliyor. Geliyorlar, Bay Mandl!

 

Mandl               : Artık yapamam.

 

Anna                : Ellerim kanıyor, dizlerim kanıyor.

 

Mandl               : Artık yapamam.

 

Laurenz            :  Daha hızlı, daha hızlı, tünele kadar.

 

Mandl               : Artık tüneli başaramam, artık ellerle başaramam.

 

Laurenz            : Tünel işte burada. Hayır orada. Hayır hayır burada.

 

Anna                : Bana yardım edin ellerim kanıyor.

 

Laurenz            : İşte tünel burada bana bir merdiven verin.

 

Anna                : Kanıyorum, kan kaybediyorum. Geliyorlar.

 

Laurenz            : Yukarıya, tünelin üzerine tırmanmak zorundayız.

 

Mandl               : Merdiveni at, geliyorlar.

 

Anna                : Saatte iki yüz kilometreyle. Kanıyorum, saatte iki yüz kilometre hızla kanıyorum.

 

Laurenz            : Kendinizi tünelin önüne atın, kendinizi kalbinizle tünelin önüne atın.

 

Anna                : Laurenz! Yardım edin bana. Kalbim, kalbim acıyor.

 

Laurenz            : Kalp geçsin tünelden, önce kalp geçsin.

 

Mandl               : Kendimizi lokomotifin önüne atmak zorundayız.

 

Anna                : Laurenz, lokomotifi durdurmak zorundasınız.

 

Laurenz            : Durmalı! Durmalı!