Ahmet Günbaş

SAĞDUYU VE HOŞGÖRÜ

                                                                                 

İki sözcükten sıtkım sıyrıldı giderayak: sağduyu ile hoşgörü’den.

 

Ustaca bizi hizaya sokan iki sözcük bu! Evet evet,  düşünüp taşınıp buna karar verdim.

 

Kötü bir olay gerçekleştiğinde sağduyu çağrıları yapılır hemen. Açıkça zaman yitirmeden sığınmamız önerilir ona. En yüksek insani değerleri başat kılmak gibi işlev  yüklenmesine karşın  kazın ayağı öyle değildir aslında. Durup kendini gözden geçirmekle eşanlamlı sayılsa da hinoğluhin  bir özellik yansır yapısından sağduyu hazretlerinin. “Tamam, kendini gözden geçir ama, geçerli olanı da unutma ha! Bak, sonrasına karışmam. Aklına başına topla!” 

gibi gizliden bir gözdağı verilir kişiye. Sonrasından kimse sorumlu değildir zaten.

 

‘Sağduyu’nun bir karşılığı da ‘aklıselim’dir.  “Akla uygun, doğru, sağlıklı yargılar verme yetisi” şeklinde özetlenir kısaca. İyi de hangi akılla ölçülmelidir divaneliklerimiz? Doğru, neyin doğrusudur? Sağlıklı yargılar vermek hangi adalet duygusunun eseri olabilir?  Bize sağduyuyla birlikte ‘itidal’i (soğukkanlıklık) önerenler, bilmezler mi  ki  - elimizden bir kaza çıksa da çıkmasa da - insan yaşamı inişlerle çıkışlarla, sözümona zikzaklarla doludur.

Ardından uzunca bir ’bekle gör’  sürecine girilir ki atı alan Üsküdar’ı geçer, her türlü kötülük yapanın yanına kâr kalır.

 

‘Hoşgörü’yse açıktan açığa azınlığa seslenen bir kavramdır. Aba altından sopa gösteren hınzırlığı da cabası!.. Bazen söz ve kanaatları açıklama hakkına sınır çizer, bazen de yaşam hakkına. Resmen kuşatılmıştır o minnacık topluluk. Çizmeyi aşmamak, bardağı taşırmamaktır bütün sorun. Milim aştığınızda hoşgörü moşgörü kalmaz; boyunuzun ölçüsünü alırsınız anında.

 

Gücü kuvveti yerindedir hoşgörü sahibinin. Esneye gerine, palas pandıras yaşar tarihini. Dilediğinde çiğneyip geçer karşısındakini. Zerre kadar  canı yanmaz. Öyle sorumluluk duygusuyla filan donatılmamıştır. Hesaba kitaba, diyete miyete aklı ermez.

 

Ben, çoktandır ‘solduyu’ sözcüğünü kullanıyorum ‘sağduyu’ya karşı. En azından gittiğim yönü, bakış açımı belirlemesi açısından felsefi bir  yönelim  ve tazelik içinde olduğumu göstermek için böyle davranıyorum. Bu bir öfkeyse, evet, öfkemi nitelikle kılmaya çalışıyorum.

 

Hoşgörü yerine de saygınlık  sözcüğünü öneriyorum. Eğer sorun karşımızdakini insan yerine koymaksa, ona her yönüyle saygı göstermek zorundayız. Bunu  olanca içtenliğimizle yapmalıyız. Hani illa ki “büyüklere saygı, çocuklara sevgi”, denilen  türden değil!... İşin arapsaçına dönüştüğü nokta burasıdır zaten: Sahi biz, neden çocuklara da saygı göstermiyoruz da bir başına sevgi göstermeyi (orası biraz  da kuşkulu) yeterli görüyoruz? Sonra – ne yaparsak yapalım – tüm vurdumduymazlığımızla onların bize saygı göstermesini istiyoruz!.. İçinde saygı olmayan bir sevgi neye yarar ki? Hangi ilişkiyi onarır acaba? Kime yararı dokunur? Buna hakkımız olduğunu hiç sanmıyorum.

 

Hem aykırı davranmak, deneyip yanılmak bireysel özgürlüğün alanları içine girmez mi üstelik?

Sağduyuyla hoşgörüyle kütlelere egemenlik kurmayı taslayanlar, değişmezlik, kuralcılık çerçevesi içinde akıl hocalığına soyunanlar, basbayağı iktidar anlayışını savunmuyorlar mı?

Onların suyunda gitmeyen karşıtlığın her adımını ciddi ciddi  kıyamet alameti gibi izlenmiyorlar mı?

En iyisi eteğimizdeki taşları gelişigüzel dökmektir ortaya. Çağıl çağıl düşünceleri gözaltı heveslilerden uzak tutup bizzat serpiştirip gözler önüne serivermek!.. “İşte, ben buyum!” diyebilmenin köklerine haz veren erdemine ulaşabilmek!..

 

Kimin hoş görüp kimin hoş görmediği umurumda değil gerisini!

 

Nesimi’nin dediği gibi:

 

“Nesimi’ye sormuşlar yarin ile hoş musun?  Hoş olayım olmayayım, o yar benim kime ne?”

 

Hem ben biraz şairim üzerinize afiyet! Enikonu soylu (!) bir azınlığın üyesiyim.  Mutlak akılla, geçerli mantıkla, hazır değer yargılarıyla ne gibi ilişkim olabilir? Sağduyudan da hoşgörüden de olabildiğine uzak duracağım artık.

 

Bana kalırsa, siz de öyle yapın. Kendinize gelin! Yoksa “Höt!”  denince sürüye katılan tepkisizliğinizle  kişiliğinize özgü tüm izlerinizi bir kalemde silip atın. Paramparça insanlığınızla, hoşgörülü mutluluğunuzla siftinip durun.