İdil Biret

LISZT'İN BEETHOVEN SENFONİLERİ

UYARLAMALARI ÜZERİNE

 

Piyanonun orkestranın sahip olduğu güçte bir sese engin olanaklarına rağmen hiç bir zaman sahip olamayacağı yanlış bir düşünce değil. Konservatuvar’da orkestra için yazılmış bir sayfayı anında piyanoya aktarabilme egzersizleri yapardık. Güçlü çalmak ve pedalı, neredeyse yanlış kullanıma varacak derecede çok kullanmak suretiyle, geniş bir senfoni orkestrasının yarattığına benzer etkiler yaratmanın mümkün olduğunu bulgulamıştık. Bu durum, elbette ki bir ilüzyondan ibaretti. Bize orkestra gibi ses veren şey aslında dinleyici için birbiriyle uyumsuz akorların bir araya geldiği bir karışımdan başka bir şey değildi.

 

Senfonik bir uyarlamayı yorumlayan bir kişiye yapılabilecek en büyük iltifat ona yapıtın adeta piyano için yazılmış gibi duyulduğunu söylemektir. Bunu başarmak için iki şey çok önemli. İfadede kusursuz bir berraklık ve çokseslilik ruhu. Teorik olarak, piyanist her bir çizgiyi bağımsız olarak okuyabilmeli ve her birine ayrı bir ses rengi kazandırabilmeli. Fakat bu pratikte yapılması çok zor bir şeydir. Ayrıntılar ve inceliklerin dinleyici tarafından iyi bir şekilde anlaşılabilmesi için yazıyı mümkün olduğunca doğrusal bir çizgide takip etmek gerekir. Bir başka önemli nokta ise Liszt’in uyarlamalarında eserlerin özgün hallerine çok bağlı kaldığı ancak gereksiz virtüözlük efektlerinden kaçınmış olduğudur.

 

Piyanist eserin anlaşılmasını en kolay hale getirecek tempoyu seçmelidir. Bu nedenle, zaman zaman yüksek tempolardan ödün vererek, eserin birliği, düzenliliği ve ritmine daha çok vurgu yapmalıdır. Dokuzuncu Senfoni’de, örneğin, piyanoda daha yavaş tempolar benimsemeyi gerektiren pasajlar var. Güçlü efektler, çok hızlı çalındığında yeterince net duyulamayabilmekte ve hızlı temponun içinde kaybolabilmektedir.

 

Uyarlama hiç şüphe yok ki bir yorumcunun özgün esere daha iyi yaklaşabilmek, onu daha iyi anlayabilmek adına kimi değişiklik önerilerinde bulunabileceği bir yapıt türü. Ben kendi yorumlarımda Liszt’in hayranlık verici yazısına mümkün olduğunca bağlı kalmaya çalıştım. Yine de bazı değişiklikler de yaptım. Örneğin orkestra tarafından çalınan bazı akorlar çalındıktan sonra da titreşimlerini sürdürüyorlar. Piyanoda ise seslerin derhal sönümlenmesi kaçınılmaz. Bu nedenle, devam eden bir ses ilüzyonu yaratmak gerekiyordu. Akorun içinden seçtiğim bazı nota gruplarını pianissimo olarak devam ettirmek yoluyla bu izlenimi yaratmaya çalıştım.

 

Bir başka örnek verelim. Örneğin Dokuzuncu Senfoni’de çok daha büyük sorunlar var. Çünkü Liszt bu senfonide cümle cümle uyarlama yapmaktansa öneride bulunma eğiliminde. Belli pasajlarda Liszt’in yaptığı önerilerin yorumlanması gerekiyor. Liszt’in tekstleriyle kendi yorumlarımı çoğu zaman üst üste bindirmek yoluyla daha iyi bir orkestral etki elde etme yolunu seçtim.

 

Son olarak, tekrarlarla ilgili bir soruna değinmek istiyorum. Eserlerin uzunluğu ve kaydının süre bakımından sınırlılığı göz önüne alındığında böyle bir sorun ortaya çıkıyor. Bu da beni bazı tekrarları seçerek çalmak durumunda bıraktı. Birinci Senfoni’nin finali, Beşinci Senfoni’nin birinci bölümü, Sekizinci Senfoni’nin birinci bölümü ve Dokuzunu Senfoni’nin finali bunlardan bazıları.

 

kaynak:  idil biret