Perihan Baykal
GÖRME BİÇİMLERİ VE İMGENİN PORNOGRAFİSİ
(ilk yayını)
Bazen iki kitabı bilinçli olarak peş peşe okurum. Bazen de rastlantısal olarak (ya da yarı bilinçli) üst üste okuduğum iki kitap birbirini tamamlar; biri diğerine ışık tutar, yeni açılımlar kazandırır. John Berger'in hanidir okumayı kurup bir türlü elime alamadığım ve nihayet okuyabildiğim Görme Biçimleri ile Zeynep Sayın'ın yeni başladığım İmgenin Pornografisi'nin zamansal olarak ardışıklığı da böyle oldu.
John Berger 'imge'nin doğuşunu, bakışımızı ve dünyayı algılayışımızı nasıl biçimlendirdiğini ve dünyaya nasıl iktidar tarafından biçimlenmiş, bize sunulmuş hazır pencerelerden baktığımızı, anlatılanı daha iyi kavramamızı sağlayan, kitaba bol miktarda serpiştirilmiş örnek resimlerle anlatıyor. Rönesans sanatı ve yağlıboya resim konusunda ilginç tezleri var. Günümüzün tüketim toplumunda reklam ve reklamın işlevleri konusunda da öyle.
Kitaptan, son andığım konuyla ilgili birkaç pasaj:
"Reklamlarda gelecek zamanla konuşulur, oysa geleceğe ulaşma anı sürekli olarak ertelenir durur. Öyleyse nasıl oluyor da inanılır olabiliyor reklamlar. Reklamlar inanılır oluyor çünkü burada söylenenlerin doğruluğu, söz verilen şeylerin gerçekleşebilirliğinden değil, uyandırdığı düşlerin seyirci-alıcının düşleriyle çakışmasından doğuyor. Reklam temelde gerçeğe değil, düşlere dayanıyor.
Bunu daha iyi anlamak için çekicilik kavramına dönmemiz gerekir.
Çekicilik çağımızda yaratılmış bir şeydir. Yağlıboya resmin çok tutulduğu zamanlarda çekicilik diye bir kavram yoktu. İncelik, şıklık, güçlülük gibi nitelikler buna benzeyen ama temelde çok değişik bir şey oluşturuyordu.
Çekicilik, kişisel ve toplumsal kıskançlığın ortak, yaygın bir duygu olarak ortaya çıkmasından önce yaratılamazdı. Demokrasiyi amaçlayan, ama yarı yolda kalan sanayi toplumu böyle bir duygunun yaratılabileceği bulunmaz bir ortamdır. Kişisel mutluluk peşinde koşmak, evrensel olarak herkesçe kabul edilmiş bir haktır. Oysa günümüzdeki toplumsal koşullar bireyin kendisini güçsüz hissetmesine yol açıyor. Birey, içinde bulunduğu durumla olmak istediği durum arasındaki çelişkiyi her gün yeniden yaşıyor. O zaman da ya bu çelişkinin iyice bilincine vararak, başka şeylerle birlikte kapitalci düzeni devirerek tam demokrasiyi gerçekleştirme yolunda siyasal kavgaya katılıyor ya da kendi güçsüzlük duygusuyla beslenen kıskançlık duygusunun pençesinde hiç bitmeyen düşlere kapılarak yaşıyor.
… Reklamcılık, tüketimi demokrasinin yerine geçen bir şeye dönüştürmüştür. İnsanın yiyeceklerini, giysilerini, arabasını seçmesi çok daha önemli siyasal seçme'nin yerine geçmektedir. Reklam toplumda demokratik olmayan her şeyi örtbas etmeye, bu eksikliklerin bedelini ödemeye de yardım eder. Üstelik dünyanın geri kalan kesiminde yer alan olayları da gözlerden siler."
Bir özgürlük yanılsamasından söz ediyor burada Berger. Reklamlar bizi olmayan, hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir imgeye, bir gelecek zaman düşüne bağlıyor ve bir çeşit 'cennet' vaadiyle avutup uyuşturuyor. Tabii bence burada (ya da günümüzde) sadece bilindik anlamda reklamlar değil, medya ve popüler sanat da aynı işlevi görüyor, hatta düpedüz bu amaçla varlar. (Dizi filmler, pop star yarışmaları, televoleler!)
Diğer yandan bu beklenti, her birimizin kulaklarına fısıldanan o gizemli vaad, bireyciliğimizi alabildiğine kışkırtıyor, Nuh'un gemisine seçilmiş özel ve ayrıcalıklı müminler gibi boğulanların çığlıklarına gözümüzü kulağımızı tıkamamıza neden oluyor.
***
Zeynep Sayın'sa kitabında "İmgeler hangi koşullarda pornografikleşir, ne zaman teşhircileşirler? Teşhircilik geleneği diye bir şey var mıdır? Ya da teşhircilikten azade bir imge mümkün müdür? Farklı zamanlarda ve mekânlarda nasıl üretilmiştir, üretilebilmiş midir?" gibi sorulara yanıt arıyor:
"Pornografik bir imgede kendi çerçevesinin dışına taşan, kendiyle beraber ona bakan gözü canlandıran bir kışkırtıcılık yoktur. Duyuların diriliği yerine zaman içinde duyuların gitgide körelmesini getiren imgelerdir pornografik imgeler; yarım istekli bir uygulama fantezisine kapı aralasa da aslında kaçışı olmayan bir denetleme mekanizması kuran teşhirci ve köreltici bir uyarıdır bu. Bakışı her ne olursa olsun tatmin etme yönündeki bu gayret, aslında bir yönlendirme ve denetleme isteğinden başka bir şey değildir."
Ve, "Bakışın iktidarı seyircinin değil, seyirlik nesnenin elindedir." diyor. Bir adım daha götürürsek seyirlik nesneyi elinde tutan gücün elinde. Foucault'nun da ısrarla vurguladığı gibi.
*Görme Biçimleri / John Berger / Metis Yayınları
**İmgenin Pornografisi / Zeynep Sayın / Metis Yayınları