ANDRE RIEU
VALSİN KRALI
Vals denince krallığını ilan eden bir kişi var. Andre Rieu. Keman çalan, orkestrasını yöneten ve orkestrası ile dinleyici-seyirciyi de gösterinin içine hatta ta merkezine katan bir sanatçı Rieu. Ona Valsin Kralı deniyor çünkü Strauss'un valslerini en iyi icra eden-ettiren kişi o... Valsin ruhunu kavramış ve fiziğinden mimiklerine kadar yansıtan ve belki de en önemlisi bunu fevkalade yakıştıran kişi... Strauss'un dört yüz valsi içinden en büyüleyicisini, Mavi Tuna'yı ondan dinlemeye ne dersiniz…
Rieu, Ömrünün çoğunu yollarda, konser hazırlıklarında geçiriyor. Yani o evinden uzak, müthiş bir orkestrası olan bir kral. Onun bütün hayatı müzik. Elbette öyle olmalı, lafta da değil, gerçekten bütün hayatı müzikle dolmalı ki krallığını ilan etsin ve meşru kılsın! Bütün hayatını müzikle doldurduğunu söylüyor Rieu. Babası bir Senfoni Orkestrasının şefi imiş. Bu nedenle doğduğu andan itibaren, evinde ve aldığı her solukta müzik ve onun büyülü evreni olmuş. "Babam eve geldiğinde, hemen piyanonun başına oturun partisyonları harmanlamaya, dağıtmaya başlardı. Beş kardeşimin hepsi de bir enstrüman çalar ve kimi zaman babama eşlik ederlerdi. Haftada bir defa, ailecek babamın yönettiği orkestrayı dinlemeye giderdik. Hepimizde ayrı bir gurur olurdu; zaman içinde müzik hepimiz için olmazsa olmaz bir yaşama biçimine dönüştü. Ama takdir edersiniz ki bu büyüleyici saplantı aynı zamanda en verimli duygu aracı..."
Andre Rieu eline ilk defa keman aldığında henüz beş yaşında imiş. O günlerde konsantre olmak için ne kadar güçlük çektiğini gülümseyerek anımsıyor. Sarışın ve güzel müzik öğretmeninin büyüsü, bütün konsantrasyonu dağıtmaya yetiyormuş. Elindeki müzik aleti yerine, hayranlıkla öğretmenine baktığı için az azar işitmemiş... Ama belki de bu sayede, ömrü boyunca bir kendinden bir parça gibi benimseyeceği kemanı kabullenmek de mümkün olmuş. Daha o günlerden, öğretmenini etkilemek için, çok ünlü bir kemancı olmayı kafasına koymuş. Kafasına koymuş ama, kemanın ne kadar zor bir enstrüman olduğunu, ne kadar çok çalışmak gerektiğini o küçücük yaşlarında kestiremiyormuş.
Neticede, bugün o kadar ünlü ki, dediğimiz gibi mektubun üzerine "André Rieu, on the Maas," "Violinist in Limburg," ve hatta sadece Rieu'nun bir fotoğrafının yapıştırılmış olduğu zarflar bile, gecikmeden eline ulaşıyor... Bunu işini iyi yapmasına borçlu: Müzik yapıyor ve insanlara mutluluk vermeyi bir sanat haline getirmeyi başarmış. Bu sanatı da, bütün orkestrasıyla birlikte, gerçekten fevkalade ciddi bir şekilde yapıyor.
Andre Rieu evli. Karısı Marjorie her zaman takdirle andığı bir insan, kendisi böyle söylüyor; ne de olsa sağ kolu, hayatını düzenleyen, onu çekip çeviren ve en az onun kadar çalışan biri. Hayranlarından gelen mektuplar çoğalınca, Marjorie, kendisini her yönüyle anlatan bir kitap yazması için onu teşvik ediyor. Aslında yazmak yerine keman çalmayı yeğlediğini her fırsatta belirten Rieu, kadınların her koşulda yazdıkları mektuplara, kartpostallara gıpta ile baktığını ve bu işin kendisine ne denli zul geldiğini de politik bir dille ifade etmekten kaçınmıyor.
Andre Rieu, son geldiği yeri 20 yıllık kesintisiz çalışmasına, tek yöne kendini kanalize edebilmesine borçlu olduğunu söylüyor. Eşi Marjorie bu sürede onun zihnini bu doğrultuya kanalize etmesine büyük ölçüde katkıda bulunmuş bir insan.
Rieu iki orkestranın şefi. Biri, Maastricht Salon Orkestrası. Onu dünyaya tanıtan ise, ikinci orkestra: Johann Strauss Orkestrası... Yılda ortalama 70 konser; albüm kayıtları, tv programları, yeni eserler, provalar... Yaşamak için kalan zaman o kadar az ve bu bitirici tempoda çalışmak Rieu için o kadar keyifli ki...
Şimdiye kadar piyasaya verilmiş 20'nin üzerinde albümü var Rieu'nün. Gerçek bir klasik müzik dinleyicisi için bu albümleri dinlemek yeterli olabilir. Hatta belki yeni bir şey bulamayabilir de. Ama büyük bir mutluluğu paylaşmak, gerçekten müzikten "iliklerine kadar" zevk almak, karizmatik ve yetenekli bir müzik insanını yaşamak istiyorsanız; konserlerine gidin. Videolarını izleyin.. (kaynak: minidev)
