Nermin Ekin
İzmir'den Yazıyor
MEVSİMLER…
MEVSİMLER VE SUNA KAN
Vivaldi'nin çağrışımıyla.. tüm mevsimlerin temsilcileri salonda yerlerini almışlardı. Gençler vardı… Çoğunluk daha sonraki mevsimlerin temsilcileriydi. Ve Suna Kan kuşağının vefalı izleyicileri… Koltuklar dolmuştu. Ayakta dinleyenler boşalacak koltukları boşuna beklediler. Bugün aynı adla bilinen iki güzel eser ve Suna Kan dinlenecekti.
Şef Cem Mansur yönetiminde İzmir Senfoni Orkestrası‘nın konseri iki bölümden oluşuyordu. Birinci bölümde Mevsimler çalınacaktı. Aleksandr Glazunov'un Mevsimler Bale Suiti.. Rus besteci eserini 1899 da bestelemiş. Vivaldi‘nin Dört Mevsim'inden sonra bu konuyu işleyen pek çıkmamış aslında... Birçok besteci gibi Glazunov'da da Çaykovski'nin etkisi görülmüşse de, bestecinin etnik kişiliğini yansıtan bu eser çar döneminin en güzel örneklerinden biri sayılmış. Sık çalınan bir eser de değil konserlerde.
Glazunov'un Mevsimler'i dört sahne ile sunulmuş. Vivaldi‘nin Dört Mevsim'inin aksine ilki kış… Bir farklılık da işlediği temalarla ilgili.. Vivaldi eserinde canlıları betimlerken Glazunov yağmur, kar, dolu, rüzgar gibi doğa olaylarını anlatmış. Müzikseverlerin bunların ayrımında olabileceği bir konser izlemeleri ne güzel… Eseri dinlerken karın, buzun, dolunun özelliklerini yansıtan dansları da siz düşleyebiliyorsunuz.
Ezgiler zaman zaman sert bir rüzgar gibi değiyor sonra arpın ezgileriyle kar beyazlığında bir tülle örtülüyor üzerinize. Bakıyorsunuz İlkbahara geçivermişsiniz. Bunu yaylıların coşkusundan anlıyorsunuz. Flütler sürüklüyor yaza doğru. Koşarak gidiyorsunuz. Fagotlar başlayınca çalmaya, burada sonbaharı çalıyordur diye düşünüyorsunuz. Dingin… Ardından yine koşturan ezgiler. Zaman ne de çabuk geçiyor…
Eserin son bölümünde tüm mevsimler bir arada. Yaylılarla üfleme çalgılarının, viyolonsellerle flütlerin dansı görülmeye / dinlenmeye değer doğrusu. Arpın sesi sudaki halkalar gibi büyüyerek yayılıyor içinize.
Konserin ikinci bölümü Vivaldi’nin Dört Mevsim’i ve Suna Kan.. Sadece yaylı çalgılar sahnede. Bir de elektronik piyano… Burada söz bitiyor. Sadece dinliyorsunuz. Kendinizi kemanların büyülü ezgilerine bırakıp… Suna Kan’ın ustalığını anlatmaya gerek var mı…
Biraz eserden söz edelim. 1728 de bestelenmiş. Önemli kişilere önemli yerlerde çalınmış bu eser. Ünlü filozof besteci Jean-Jacques- Rousseau da solo flüte uyarlamış.. Eserdeki konçertolar betimleyici müziğin ilk örneklerinden olmuş. Örneğin: Solo keman, uyuyan bir çobanı; viyola, havlayan bir köpeği betimlemiş. İlkbaharın sere serpe neşesi, yazın ezen bunaltan ağır havası, sonbaharın hasat şenlikleri kışın donduran soğuğu eser boyunca duyumsatılmış. Besteci seçtiği tonalitelerle de mevsimlerin taşıdığı duyguları yansıtmış.
Konser izlemeyi çok iyi bilen müzikseverlerin alkışları ile ödüllenerek ayrıldı Suna Kan. Tekrar tekrar alkışlanarak. Kimbilir daha kaç kez onu dinlemeye gideceğiz 'mevsimleri' yaşarken…
02 Şubat 2008
