Nermin Ekin
İzmir'den Yazıyor
HER YER SALON HER YER SAHNE
HERKES OYUNCU HERKES BRECHT
İzmir’de 25 Ocaktan bu yana her hafta sonu sahnelenen bir oyun var Küçük Adam Ne Oldu Sana… Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü Deneme Sahnesi oynuyor. Oyunları mart ayında da sürecek. Böyle bir oyunu, kocaman yürekleriyle, olağanüstü yetenekleri ve emekleriyle İzmirlilere sunan ekipteki herkesin yüreklerine sağlık…
Oyunu 2000 – 2001 sezonunda İstanbul'da Devlet Tiyatrosu oyuncuları oynamıştı… Fallada'nın aynı adı taşıyan romanından uyarlamıştı Yılmaz Onay ve yönetmişti…O zaman da çok beğenilmiş, Afife Ödüllerinden ikisini almıştı… Ve Sevda Şener'in klavyesinden taşan övgü cümleleri çeşitli yayınlarda ışık ışık parlamıştı…
Oyun aynı uyarlama… Onay, oyunu uyarlarken… 'Türkiye'de gibi de, değil gibi de…' esprisini uygulamış.. Kendi söyleyişiyle 'Hayatın içinden bir öykü' gibi yaşama geçirmiş.. Siz, sizin dışınızda düşünmüyorsunuz hiçbir şeyi. Romandaki evrensel öğeleri hem oyuna aktarmış hem de Almanya dışına taşımış…
Oyunun öyküsü… Birinci Dünya savaşı sonrası kriz içindeki 1930'ların Almanya’sında faşizmin gölgesinde sürdürülen bir yaşam savaşıdır. İçerikte anlatılan, küçük burjuvanın boşuna çabasıdır. Pinneberg’in hayallerinin, umutlarının küçüklüğü ve onun gerçeği görememesidir. Kurtuluşu yanlış yerlerde düşlemesidir.
Biraz da gördüklerimizden izlenimlerimizden yansımaları sergilersek…
Adı üzerinde 'Deneme Sahnesi… Oyuncuları… Kadrosu…' Brecht tiyatrosunu 21. Yüzyılın 2008'ine taşımışlar… Brecht'in bıraktığı yerden alıp getirmemişler. Aradaki elli iki yılı da göz önüne alarak… Bu süreç içinde de epik tiyatronun zenginleşerek yaşamış olduğunu bilerek taşımışlar bugüne…
Oyun başlamadan sahneyle yüz yüze gelmek.. oyuncularla aynı havayı solumak.. kendinizi sahnenin, dekorun içinde bulmanız..
Sonra… Birazdan görecekleriniz hakkında epeyce düşündürüyor sizi . Oyun kişileri “Elbirliğiyle çöplüğe döndürdüğümüz dünyayı” simgelemek adına çöplükte yaşıyorlar. Sahnenin ortasında nazizmin simgesi kocaman bir 'malum' haç dekoru… Onun çevresinde oluşmuş yaşam alanları… Variller, barakalar ve diğer mekan belirleyen öğeler… Yoksulluğu, sınıfsal farklılıkları 'eskitmeler' kullanılarak anlatan kostümler içinde oyuncular… Hiçbir görüntü, hiçbir efekt, hiçbir 'replik' izleyiciye rahat bir soluk aldırmıyor. Ona sürekli iğneli koltukların uyarısını duyumsatıyor. Ve bu duyumsatma sürüp gideceğe benziyor…
Oyunun müzikleri bir başka güzel.. Oyun içindeki yaşamın değişme noktalarında, sahne üzerinde gelişen ve gelecek sahneye çağrışımlar hazırlayan bölümlerdeki şarkılardan özellikle söz etmeliyim… Bunlara eşlik eden danslardan da… Oyun ülkemizde geçmiyor ama dönemin atmosferi içinde bize dair ritimler görüyorsunuz müzikte de, danslarda da. Bilinçle katılmış ve dengeli. Epik tiyatro söyleyişiyle 'yabancılaştırma efektleri' gerçekten mükemmel kullanılmış… Besteci Engin Bayrak'a özel bir alkış… Senfonik müzik çalgıları kullanılmış müziklerde. Çalanlar oyunun birer parçası . Zaman zaman oyuna girip çıkıyorlar. Birçoğu zaten sahne sanatları bölümünden… Sizin de zaman zaman kendinizi oyunun içinde bir yerlerde buluverdiğiniz oluyor
Sahne, salonun her yeri. İzlemek için sürekli yön/alan değiştirmeniz gerekiyor. Bir bakıyorsunuz reji odasında sürüyor oyun. Oyuncularla birlikte izliyorsunuz oyunu. Film izleyen oyuncuları mı izlemeli onların izlediği filmi mi, şaşırıyorsunuz. Bir bakıyorsunuz bir yükseltinin tepesinde sürüyor en etkili sahne… Ve Bertolt Brecht'in arka sıralardan birinde otururken birden ayağa fırlayıp alkışladığını duyumsuyorsunuz…
Kara/lar kara/nlıklar içinde sesleri ve suskunlukları, kavgaları ve teslim oluşları izledik. Adı batası faşizmin kararttığı yaşamların acı rengini… Unutamayacağız Emma’nın kiralık ev arayışını, Pinneberg’in 'hanımının' kazandığı altı markı isteyişini, 'Uğuru'nun çığlıklarına gözyaşlarıyla nasıl eşlik ettiğini, her şeye karşın film izlerken yüzündeki ifadeyi… Belki… Belki sahip olduğumuz değerleri yaşatmanın yollarını, çöplüğü temizleme çabamızın olup olmadığını düşüneceğiz. Hatta kendimizin küçük adam/kadın olup olmadığımızı da..
Salondan çıkıp giderken oyun gümbür gümbür beynimizde sürüyor… yaşadığımız ortamlara da bizimle birlikte geleceğini ısrarla duyumsatıyor…
Oyunu, siz Alkımsanat okurlarına anlatmak için izlemeye gittim… Aldığım tadın hiç değilse bir bölümünü size aktarabilmişsem sevineceğim…
Oyunun tüm emekçilerini yönetmen Barış Erdenk'le birlikte bir kez daha alkışlamak için sahneye davet eder miyiz…
Oyun sonrasında 'oyun nasıldı' diye soranlara yanıtım şu oluyordu…
Her yer salon… Her yer Sahne… Herkes oyuncu… Herkes Brect…
alkımsanat / 18.02.08
