Ahmet Uysal
BURSA’YA ŞİİRLER .
Neredeyse, çeyrek yüzyıl oluyor Bursa’dan ayrılalı. Arada bir gelip geçsem de, bir çay içimi uğrasam da, Bursa, benim için bir ‘hayal ülke’ ye dönüşüyor giderek. Şimdi burada, bu yüzden heyecanlıyım. İşte, bana güvence veren bir konuşma metni var elimde. İyi ki var. Böyle bir güvence olmasaydı, ne söyleyeceğimi şaşırırdım. Sözcükler ağzımda erir, bir eriyik olur, Setbaşı köprüsünden dökülürdü.
Gözünü güz ve Bursa bürümüş bir şairin diliyle konuşuyorum. Bu yüzden gerçeküstü, hayır, bursaüstü bir yaklaşım görülebilir sözlerimde. Az önce, “ Bursa’da sisli bir sokak” tan geçerek geldim buraya. “Kapısında güller asılı”, gül ve düş büyüten yoksul evler arasından. Islak ıtır rengi bir güzle dolu gömleğimin cebi.
Dilimde Edip Abi’nin şiiri de dolanıyor elbet: “Ah güzel Ahmet abim benim / İnsan yaşadığı yere benzer.” Evet, o yerin toprağına, toprağını iten çiçeğe...
Bir şiirime: “bursa’dan sonra böyle/ daha kaç şehir/ görecek bendeki/
bu yalnızlığı.” Dizeleriyle başlamam boşuna değildi. Bursa’dan sonra Balıkesir’e, bir ara Afyon’a, sonra da İda’nın eteğinden Ankara’ya yıkmıştım göçü. Hangi yere gidersem gideyim, o serin taş avlular, yosunlu külrengi çatılar, nâzımyalnızlığına bürünmüş duvarlar, leylâk rengi otobüsler, gölgeli İnegöl yolu, hüsnügüzel’de soyunma vakti, ölümle beni yan yana getiren Acemler’in iri gülleri, Gümüşçeken’de yarım kalan dergi düşleri, Keşiş’in sırtıma dayalı güzbükey göğsü hep yanımdadır. Eylül tanımları, şarap rengi geceler, düşmek istediğim koyaklar, şiire çıkan sokaklar, gül kokan taşlı yollar her zaman benimledir. Tılsımlı sözcükler de...
yağmur: güz görümlüğüdür orada.
kadınlar: böğürtlen kokusuna bürünmüştür.
mahfel: şiir sözlüğü yazdığım mekândır.
güzaltı: şiir avlusudur.
bursa: aşk yerine geçen şehirdir.
çekirge:ebruli bir gömlektir.
maksem: orada söz yağmur olur.
sevgili: dağın öte yüzüdür.
sokaklar: ömrümü çelmiştir.
Kuzey Ege’nin İda’sına göz koymam da boşuna değildir doğrusu. Oralardaki yaz ırmaklarında, köknar dallarında, öptüğüm rüzgârda, üzerinde kuru otlar savrulan Troya köprüsünde, Bursa’yı çağrıştıran imler görünür gözüme.
Geceleri yaz ırmağının soyunmasını, tülünü çıkarmasını beklerim. Bu bir hüsnügüzel vaktidir çünkü.
Şair M.Mahzun Doğan, bir yazısında, Bursa’yla ilgili şiirlerim için şöyle söylüyor: “Bursa adında ütopik bir kenttir onun şiirindeki. Zaman zaman yitirilmiş güzelliklerin nostaljisiyle yüklüdür Bursa dizeleri. Bursa bir sevgili, ömür boyu aranacak bir ütopya, ulaşılmaz bir düş olarak girmiştir yaşamına, çelmiştir ömrünü; değilse, ‘bir orman kadar ıssız’ yaşayacaktır göçtüğü şehirlerde. (...) Leylâk rengi ve aşk yerine geçecek bir şehirdir Bursa onun için: “aşk yerine geçecek/ bir şehir bıraksaydınız bana/ bursa’da bir avlu/ sisli bir sokak adı.” (...) Bursa bir tutkunun adıdır onda. Öyle ki: “bursa rüzgârına sarın” beni diye dize kuruyor. Son arzusu bile Bursa’dan ‘günahkâr bir leylâk’ gönderilmesi.( M.Mahzun Doğan, Sesinde Bozkır Rüzgârı).
İbrahim Oluklu da “Ahmet Uysal Şiirinde Bursa” konulu bir yazıyla, geçen yıl düzenlenen Bursa Edebiyat Günleri’ne katılır: “Ahmet Uysal’ın şiiri, dille yaşamı, soyutla somutu, anlatıcılıkla tanıklığı bir ilişki biçimine sokar. (...) Ahmet Uysal, bu özelliğini Bursa’yla da sınırlayarak ortaya koyar. (...) Bu sınırlandırılmışlık, Bursa’ya ilişkin öznel ve nesnel olanın birlikte şiirleştirilmesine de yarar. Uysal’ın bir yere ilişkin öznelliğini de böylece algılarız: ‘aşk yerine geçecek / bir şehir bıraksaydınız bana.”
Ahmet Günbaş, Nahit Kayabaşı’nın hazırladığı, “Ahmet Uysal’
Bursa’ya şiirler, şair Betül Tarıman’ın da ilgisini çeker: “...isterseniz biz yine de Bursa’ya dönelim. Uysal’ın köklerini bıraktığı şehre, Bursa’ya, Mahfel’e.. “güz görümlüğü yağmuruyla / gelirdi kapıma bursa rüzgârı/ bir gülün kışkırttığı/ arka bahçelerden.” (...) “kükürtle ovarlardı orada/ büyük hazların günahını.” İki dal erguvan, leylâk ve hazlar... Çocukluğumuz ve aşklarımızla sınadığımız şehirlerdir bizi acıtan. Şehrin o karmaşık dokusu içinde kaybolup giden insan acır ve üşür. Ama ya aşklar... Kavuşma umudu, gülsüz bir kuyuya düşüp çıkma isteği. Tam bir kaos. Derin, kocaman. Ama insanın düşesi, dokundukça dokunası gelen. (...) Uysal’da güzün, güzel kadınlar mevsimi olduğunu öğrendim de ürperdim.” (Yaz Sıyrığı Bırakan Aşktır Şiir, Cumhuriyet Dergi, 30 Mart 2000)
Ahmet Uysal şiirine katkıda bulunan, kitaplarına ve şiirine yakınlık gösteren dostlarımın başında gelen Nahit Kayabaşı’ya göre: “Doğaya olduğu kadar mekânlara, kentlere, insanlara dönük bir şairdir Ahmet Uysal. Ayakları bu yurdun toprağındadır, dili bu yurdun söylencelerinden, masallarından, şiirinden beslenir.” (Uzak Yazlardaki Şair, Olay Gazetesi, l5 Kasım 1998)
Fahrettin Koyuncu “Bursa’da Sisli Bir Sokak” şiirini odak alan bir yazıyla, Uysal’da Bursa olgusuna değinir: Hayatı insanlar kadar, mekânlar da anlamlandırıyor. Evimiz, sokağımız, köyümüz, kentimiz var ve biz bu mekânlara dayanıyoruz yaşarken. Güç alıyoruz bu mekânlardan. Sahipleniyoruz onları. Geniş mekânlarda, ketlerde yaşıyorsak, bu mekânların dar bir alanına, bir sokağına daha çok bağlanıyor, burayla bütünleşiyoruz. (...) Ahmet Uysal da, “Bursa’da Sisli Bir Sokak” adlı şiirinde bir kent parçasıyla, sisli bir sokakla bütünleşiyor. (...) “Bursa’da Sisli Bir Sokak” biçimle içeriğin el ele dolaştığı güzel bir şiir. Türkçenin tadını duyumsatan sözcüklerle örülü bir şiir. Bursa’da sisli bir sokağa dalıyor insan bu şiirle. Gülü buluyor, güzü buluyor, eylülu buluyor. Kısacası, hayattan akan şiiri buluyor. (Bursa’da Sisli Bir Sokak’ta, Düşlem Dergisi, Temmuz 1998, sayı l5)
Bursa’da geçirdiğim günlerin öteki adı “su günleri” dir benim için. “Sularla” ve “Uzak Yazlarda” adını taşıyan şiir kitaplarım Bursa’da yayımlandı. Mapusane Şiirleri Antolojisi adlı kitabımı yayımlayan sevgili Yılmaz Akkılıç, o yıllarda çıkardığı “Yeni Dönem” dergisinin sayfalarında da yer ayırmıştır bana. Daha sonraki yıllarda Biçem ve Düşlem dergilerinde yazmakla Bursa’yla olan kanbağımı sürdürdüm: “gözünü güz bürümüş/ şiirler de kaldı/ bana o şehirden.” Bu şiirler gün gelir “Bursa’ya Şiirler” adıyla kitaplaşırsa, hayal ülkeme bir şiir yazımı daha yaklaşacağımı sanıyorum.
Özel adları içermese de şiirlerin genel yapısındaki etkilenimi, şairinden başkasının görebilmesi her zaman olası mıdır? “Kırgın Günler Göçebesi” adlı şiirdeki duygulanım hep geçerli olmuştur: “Çıkıp gidecek gibisin/ Kendine çizdiğin eğriden/ Şiiri ilk bulduğun/ Su günlerine yeniden.”
Sonra eylül tanımları, şarap rengi günler, söğütlerin kırılan sesi, giderek “Sularla” ya taşır şiir dünyasını: “Sularla gelirdi bana/ Saçlarında sağanak seli/ Yaz bürümcüğü teninle/ Pembeden mora hareli.”
Yanan bedenimde kalan su parıltısı, yaz yağmuruna tutunmuştur. Güz gömleği giyen şiiri aramaktadır. Belki de eski bir sevgiliyi arar gibi, uzak kaldığı şehrini aramaktadır . Leylâk rengidir o şehir. Şairin kalbinde kırılan dal, örselenen çiçek imgesi kalmıştır ondan. Evet, aşk yerine geçecek şehirdir Bursa. Kesin bu. Yalnız sözcükle girilen külliyeler avlusu oradadır. Yağmurla, göğüs uçlarına süzülen sevda sözleri orada kalmıştır. Ve hüsnügüzel vaktine soyunan masumiyet.
Şiirle, sevgiyle, sularla kalınız sevgili dinleyenlerim.
05 şubat 2008